Arkadaş veya Dost Yorumu Bize Zarar Verebilir - MiskinAdam
PSİKOLOJİKSOSYOLOJİK

Arkadaş veya Dost Yorumu Bize Zarar Verebilir

Hayatta gerçek bir/birkaç dosta sahip olmayı, büyük bir servete sahip olmakla eşdeğer tutuyorum. Yoksulluğun yüceltilmesinden hiç hoşlanmadığım gibi, bazen sahip olunan servetin insanda büyük hasarlara yol açabilme ihtimalini de görmezden gelmiyorum tabii ki. Dolayısıyla, büyük bir servete benzettiğim dostluk ilişkilerinin de bazen büyük hasarlara yol açtığı durumlara ışık tutmak istedim ki bo konu oldukça önemli!  

Şayet gerçek bir dostumuz varsa ona tüm sırlarımızı anlatır, mutluluğumuzu, mutsuzluğumuzu, duygularımızı, zamanımızı, varlıklarımızı, sevgimizi cömertçe paylaşırız. Bu sayede paylaşım ihtiyacımızı büyük oranda tatmin eder, manevi doyum sağlarız. E tabii, bu kadar yoğun bir paylaşım, beraberinde bazı hatalı davranışları doğurur ki bizler genelde farkında olmadan dostlarımızda adeta telafisi zor hasarlar bırakırız. Üstelik, tamamen iyi niyetimizle! Nasıl mı? 

En sık karşılaştığım hatalı davranışlar; dostların birbirine psikolojik teşhisler yaptığı durumlardır. Özellikle de narsist, bipolar, bencil, obsesif, iradesiz gibi, adeta kıyafet modası haline getirdiğimiz terimleri, büyük bir cesaretle dostlarımıza söylediğimizde nasıl da farkında olmadan haddimizi aştığımızı devam eden satırlarda okuyunca çok şaşırabilirsiniz.  

Örneğin toksik bir ilişkiye saplanıp kalmanın ve ısrarla bu ilişkiyi sürdürme davranışının yalnızlıktan korkma, düşük benlik saygısı, reddedilme kaygısı ya da manipülasyona açık kişilik yapısı gibi, birden fazla sebebi olabileceğini biliyor muydun sevgili okur? Ya da olasılıkların tamamını biliyor muydun? Hadi diyelim ki biliyordun ve arkadaşına yalnızlıktan korkma tanısı koydun. Peki, yalnızlıktan korkmanın altında ise geçmişte travmatik bir terk edilmenin yaşanmış olması veya sevilen birinin ani kaybından sonra gelişebildiğini biliyor musun? 

Kolay yerden sormama rağmen bu sıralamayı çoğunuzun bilmediğini biliyorum. Biraz daha karmaşık hali de var:

Mesela düşük benlik saygısının çocukluk çağında aşırı eleştirel ve memnuniyetsiz ebeveyn tutumlarından kaynaklanabileceğini? Ya da manipülasyona açık olmanın, bizi çok iyi tanıyanların sürekli kurban rolüne bürünerek yoğun suçluluk duygusunu bize yüklemelerinden ileri gelebileceğini biliyor muydun? Bak, toksik ilişkiden başlayıp dallana dallana nerelere geldik değil mi? Üstelik daha alt dalları da var ki böyle devam ediyor…

Demem o ki: Bu işlerin sanıldığı kadar basit olmadığını, kompleks ve girift konular olduğunu ve bu yüzden profesyonel destek gerektirdiğini çoğu kez göz ardı ediyoruz. Bu büyük bir ihmal, büyük bir tehlike sevgili okur. Bu yüzden sık sık şunu öneriyorum:

Güya dostun acı söyleme görevini yerine getirirken, güya dostumuza yardımcı olmaya çalışırken psikologluğa soyunduğumuzu, yani haddimizi aştığımızı fark etmiyoruz. Bazen de kendimizi, insan psikolojisinden çok iyi anladığımız, adeta insan sarrafı olduğumuz konusunda ikna edip, akademik zemini olmayan becerilerimizi dostlarımıza satarak sağlıksız bir doyuma ulaştığımızı da kendimize itiraf etmemiz, yani kendimizle yüzleşmemiz gerekiyor sevgili okur. 

Oysa dostun görevi tanı koymak, altını dolduramayacağı psikolojik tahminler yapmak değildir. Dostun görevi her ne olursa olsun yanında olmaktır. Paylaşmak ve sevmektir. 

Dost sözü ciddiye alınır ve tam da bu sebeple şunu unutmamız lazım: 

Hatalı tanı, hatalı tedaviye; hatalı tedavi ise telafisi zor hasarlara sebebiyet verir. Dostlar birbirine tanı koyar gibi psikolojik destek vermemelidir. Bu çok tehlikeli aslında…

“Yarım hekim candan eder, yarım hoca dinden eder”

Maalesef duygu-durum eğitimi henüz okullarda verilmediği için bugün her insanın, ruh sağlığı tamamen iyi olsun-olmasın, mutlaka psikoterapi alması gerektiğini düşünüyorum. Psikoterapi, tıpkı ilkokuldaki hayat bilgisi dersi gibi, lisedeki dil bilgisi dersi gibi, okuduğumuz bir roman gibi, kişisel gelişim yolculuğunun önemli bir parçasıdır. 

Profesyonel destek almak, kendi iç dünyamızı tanımanın, dolayısıyla diğer insanları da tanıyabilmenin, sonucunda ise olaylara doğru metodla yaklaşabilmenin en garanti yöntemlerinden biri olup, kendimize yaptığımız en kazançlı yatırımlardan da biridir. 

“YA İÇE DÖNECEĞİZ YA DA PİÇE” başlıklı yazımda belirttiğim gibi, bugün psikoterapi almak, evde kahve hazırlamak kadar kolay hale geldi. Neden denemiyoruz ki? 

Ben denedim ve hayatımda yaptığım en iyi yatırım olduğunu senelerdir söylüyorum, biliyorsunuz.

Dostlarımızla duygularımızı, zamanımızı, varlıklarımızı, sırlarımızı paylaşalım. Sevgi iyileştiricidir. Sevelim-sevilelim ama birbirimize tanı, teşhis koymayalım veya psikolojik problemlerimize iyi niyetli olduğu kadar hatalı reçeteler de yazmış olmayalım. Her işi uzmanına bırakalım dostlar…

Anlatmaya Üşendiklerimi Yazıyorum
Bünyamin Kapıcıoğlu


Yeni yazılarımı Instagram'da duyuruyorum. Takip et, iletişimde kalalım ✔️

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yeni yorumları e-posta aracılığıyla bana bildir. Ayrıca yorum yapmadan da abone olabilirsiniz.

Bu yazı ilgini çekti mi?

Yeni yazılarımı Instagram‘da duyuruyorum. Takip et, iletişimde kalalım ✔️