Aslında Aşk Nedir? Psikolojide Aşık Olmak ve Olamamak | MiskinAdam
BAZI ŞEYLER

Aslında Aşk Nedir? Aşkın Gerçek Tanımını Buldum!

Neyse ki bilimsel araştırmaları da dahil ederek “aşk nedir” sorunsalını çözdüm. Yazı biraz uzun ama okuyunca hak vermezseniz klavyemi kırarım 😋 Bazıları da ne bekliyor bilmem ki! Yüzyıllardır tartışılan konuyu, özlü söz tadında kısa bir tanıma mı sığdıracaktık?

Zaten o tanımların yanlış olduğunu, bu yazıyı okuyunca anlayacaksınız. Evet, iddialıyım. Siz de beklentinizi hiç düşük tutmayın!

Evet neymiş bu bir türlü tanımlanamayan aşk? Hadi buyurun:

Önce Sözlüklerdeki Yavan Aşk Tanımına Bakalım

Sözlüklere sorsan aşk: İki insanın birbirine karşı veya tek yönlü olarak hem bedensel hem de ruhsal yönden güçlü duygular beslemesidir. (İnsanlar arası aşk)

Bu tanımı okuduktan sonra iki götüm olsa da birini yırtsam diye düşündüm… Ne tanımmış be! Biz de metal yüzeyleri parlatmak için kullanılan bir tür sıvı zannetmiştik(!)

Geçiniz efendiler bu tanımları!

Bunları geçelim!

Efendim, ben bilime itimat eden bir insanım. Bilim, “aşk nedir”i açıklamış fakat bilimsel bir dille açıklamış.

Yazar olmanın sizi diğer insanlardan farklı kılan tek yanı, herhangi bir konuyu, çoğu insanın anlayabileceği biçimde yazabilme yetinizdir. Şimdi ben o yetime güvenerek (bkz: götüne güvenmek) bilim insanlarının yaptığı tanımları, hepimizin anlayabileceği şekilde aktarmayı deneyeyim.

Dikkat! Bu konu haklılık garantilidir, itiraz kabul etmez.

 

Aşk Ne Değildir?

İki insanın birbirine karşı veya tek yönlü olarak hem bedensel, hem de ruhsal yönden yüksek sevgi beslemesi, hayatı paylaşmak istemesi değildir.

Bu da aşktır ama bu, Ahmet ile Sema’nın aşkıdır. Ya da Ahmet ile Mehmet’in aşkı. Ayşe  ile Sema’nın aşkı da olabilir.

 

Gerçek Aşkın Tanımı:

Aşk, kişiden kişiye tanımı ve yaşanma şekli değişen yoğun duygu durumudur.

Hemen küfretmeyin, detaylandırıp altını dolduracağım elbette. Okumaya devam 👇

Biz insanlar genelde travmatik etkiler bırakan duygu durumlarına gerçek aşk deriz. Onu gerçek yapan, vücudumuzda bıraktığı iyi veya kötü etkidir.

Yoğun yaşanmış ve iz bırakmışsa biz ona aşk diyoruz. Bu nedenle herkesin aşk tanımı ya da aşktan anladığı şey farklı oluyor. O halde biz, yoğun duygular yaşama sebebimizi irdeleyelim de neden-nasıl aşık olduğumuzu (ya da zannettiğimizi) çözelim.

 

İşte burada psikoloji bilimi ve bilim insanları devreye giriyor.

Psikoloji biliminde “şema” adı verilen kavram(lar) vardır.

En basit tanımıyla şema: Geçmişten gelen deneyim veya yorumlarımızla oluşmuş, genellikle bilinçaltında yaşayan bir tür yanıltıcı düşünme biçimidir.

Terapistler, örneklendirme yaparken şemalar için “yanıltıcı gözlük” ifadesini sıkça kullanırlar.

Düşünün: Olanı biteni görüyorsunuz ama gözlüğünüzün camı renkli olduğu için yanlış görmüş oluyorsunuz…

Şemaların açığa çıkarılması ve danışanın aydınlatılmasına dayalı terapilere şema terapi denir. Yani, sizin de tahmin ettiğiniz gibi şema terapilerin amacı, gözlüğünüzü çıkarmak veya düşündüğünüz gibi olmadığının farkına varmanızı sağlamaktır.

Bu da öylesine bir genel kültür bilgisi değildir. Konuyla alakası var.

İnsanları mantıksız birlikteliklere, mantıksız paylaşımlara sürükleyen düşüncelerin kaynağı şemalardır. İlişkilerimiz mantıksız veya kontrolsüzce geliştiğinde doğal olarak iz bırakır. İz bırakınca ismini aşk koymaya pek bir meyilli oluruz. O yüzden genellikle aşk için “kavuşamamaktır” benzeri mutsuzluk temalı tanımlamalar yapılır. O yüzden “aşk acı çekmektir” gibi hatalı bir tanım pek yaygındır.

 

“Vay be! Bilal’e anlatır gibi anlatmadım mı? 😃 Neyse dağılmayalım; devam edelim”

 

Hatta örnekli devam edelim!

 

ÖRNEK 1

Güzel Bir Örnek (Güzel olduğuna sonradan karar verdim)

Örneğin, çocukken ebeveynlerinden birini kaybeden kişilerde “terk edilme şeması” gelişebiliyor.

Terkedilme şemasının da en basit tanımı şu: Ortada gerçek bir neden yoksa bile değer verdiğimiz birinin bizi terk edeceğini düşünmek veya terk edeceğine dair endişe duymak.

İşte bu korku (bu şema) bizi fazla fedakar veya gereksiz mücadeleci birisi yapabiliyor. Ne için? Kaybetmekten korktuğumuz kişiyi kaybetmemek için.

Dahası, kaybetme şeması olan kişiler, kendilerini terk etme potansiyeli yüksek insanlara daha fazla bağlanabiliyorlar. Bu davranış genellikle bilinç düzeyinde olmadığı için de “ne oluyor ya?” diyemiyor insan.

 

Şimdi düğümler çözülmeye başlıyor değil mi?

Şemalar yalnızca “terkedilme” şemasından ibaret değildir. Sonunda çoğul eki de olduğuna göre birden fazla şemanın olduğunu tahmin etmişsinizdir.

Bu lüzumsuz görünen cümleyi neden yazdım? Şu yüzden:

Tez canlı birkaç okurum çıkıp da “yahu bende terk edilme şeması yok ki. O halde ben neden aşık oldum ya da ben neden bağlandım. Hass**ktir oradan” demesin diye.

Yok yani, sonra fareyi sağ üst köşedeki ❎ ikonuna götürüyorlar, ödüm kopuyor.

Birçok şema türü var. Ana konumuz olan “aşk nedir”den fazla uzaklaşmadan kısaca bahsedeyim:

Psikolojide Şemalar:

  • Terk edilme
  • Şüphe
  • Duygusal yoksunluk
  • Kusurluluk
  • Yabancılaşma
  • Yetersizlik
  • Dayanıksızlık
  • Yapışıklık
  • Başarısızlık
  • Haklılık
  • Yetersiz öz denetim
  • Boyun eğme
  • Kendini feda etme
  • Onay arama
  • Karamsarlık
  • Aşırı sorumluluk
  • Aşırı eleştirellik
  • Cezalandırıcılık

Bu şemaların tanımlarını şu sayfada okuyabilirsiniz ama şimdi değil! Buraya kadar anlatmışım, hiçbir yere bırakmam. Çünkü en can alıcı yerine geldik.

Yukarıda gördüğünüz gibi envaiçeşit şema var. Dolayısıyla, yalnızca terkedilme şeması olanların kontrolsüzce aşık olduğunu düşünmeyin.

ÖRNEK 2

Diyelim ki geçmiş yaşantınızda birileri (genellikle en yakınlarınız) tarafından iyi niyetiniz suistimal edildi. Gözünüze baka baka yalan söylendi veya bir şekilde küçük düşürüldünüz ve canınız yandı. O halde dikkat! Sizde “şüphe şeması” gelişmiş olabilir.

 

Şüphe şemanız varsa bilin bakalım ne olur?

Kötü niyetli, yalancı, istismar edici bir insanla tanıştığınızda o insan size bir yerlerden tanıdık gelebilir. Tanıdık gelince de ilgi duyabilirsiniz.

Size tanıdık gelmesinin en önemli etkeni, daha önce bu özellikteki birilerinin sizde iz bırakmış olmasıdır.

Bu hissiyat veya düşünce tam olarak bilinç düzeyinde olmadığı için, esasen kötü bir çağrışım olduğunu idrak edemeyebilirsiniz. O an önemli olan tanıdık gelmesidir ve bizler tanıdık/bilindik olanı daha kolay kabul ederiz, benimseriz. (Genellikle)

Hani kendi yörenize ait insanları başka bir yerde görünce “bizden biri” diyerek bir tık fazla sempati duyarsınız ya… İşte bu da öyle bir duygudur.

 

ÖRNEK 3

Son örnek: Başarısızlık şemanız olsaydı nasıl birine aşık olurdunuz? (Olasılık tabii)

Örneğin, ilkokulda cahil bir öğretmeniniz olsun… “Aa öğretmenlik gibi kutsal bir mesleği icra eden birine nasıl cahil dersiniz!” diyenler olacaktır. Benim, ilkokulda cahil bir öğretmenim olmuştu. Oradan biliyorum.

Hatta geri zekalı.

Hatta orrrosp…. Tamam neyse.

Bu öğretmen sizi aşağılıyor, aptal muamelesi yapıyor, beceriksiz buluyor… Bildiğin bok muamelesi yapıyor size. E siz de daha çocuksunuz. Bir yandan kitaplarda dayatılmış öğretmen sevgisiyle büyüyor, öte yandan onu gereğinden fazla önemsiyorsunuz. Önemli birinden görülen bu kötü muamele yüzünden sizde “başarısızlık şeması” oluşması olasılıklar dahilindedir.

Başarısızlık şemanız varsa sizi aşağılayan, ezikleyen ve yetersiz gören birine körkütük bağlanma olasılığınız da vardır. Çünkü o karakter bir yerlerden tanıdık geliyor. Ah bi anlasak nereden tanıdık geldiğini, hiç aşık olur muyuz tipini s*ktiğime…

 

Bu kadar örnek yeter sanırım. Bu arada örnekleri çoğaltmamı bir arkadaşım (Burak) tavsiye etti. Bana kalsa tek bir örnekle yayınlayacaktım yazıyı. Olur da “yazı çok uzundu, sıkıldık” derseniz Burak’ı tenhada yakalamasını da bilirim 🥊💆‍♂️

 

Velhasıl-ı kelam

Yukarıdaki 18 şemaladan herhangi biri sizde varsa ve bu şemanızı tetikleyen biriyle karşılaşmışsanız muhtemelen siz de aşk sandığınız o yanılsamayı yaşamışsınızdır.

Yine yüksek bir olasılıkla ilişkinizin başlama nedeni aynı zamanda bitiş nedeni de olmuştur.

Kaybedenler Kulübü adlı sinema filminde Nejat İşler diyor ya hani;

“Kadınlar önce seni sen yapan özelliklerine aşık olur sonra da onları senden almaya çalışır.”

Heh işte doğru söylüyor.

Ama eksik söylüyor.

Tamını anlamak için bu yazının da tamamını okumak gerekebilir. Devam devam 👇

 

Çok basit değil mi?

Yanıltan bir düşünce (şema) yüzünden birini çok yakın (tanıdık) hissedersiniz. Tanıdık gelen o şeyi seversiniz. İlginizi çeker. Bazen çokça ilginizi çeker ve bir ilişkinin başlama sebebi olur bu.

İlişkiniz rutine binmeye başlayınca bazı şeyler de batmaya başlar.

Misal, terk edilme şemanızı tetikleyen birinden çok etkilendiniz ve ilişkiye başladınız. Heyecan düzeyi azalınca “her an gidecek gibisin, hiç güven vermiyorsun” demeye başlayabilirsiniz.

Zaten mantıklı düşünebilseydiniz karşınızdakinin sizi tavlamaması gereken kişilik özelliklerine tav olmazdınız ama unutmayın: Gözünüzde yanıltıcı gözlük (şema) vardı. Çok hayıflandınız ve sizi terk etme potansiyeli yüksek kişi gerçekten de terk etti. Üstüne bir de acı çekmeye başladınız mı? Heehhh, alın size mis gibi bir aşk hikayesi işte.

Bu tür yanılgıların adı aşk olunca;

“aşk bir kez yaşanır”

“aşk acı çekmektir”

“aşk kavuşamamaktır”

gibi sınırlı tanımlar da kabul görüyor haliyle.

 

SONUÇ OLARAK:

18 farklı şemadan ileri gelen 18 farklı aşk olabileceğini düşünürsek aşkın birden fazla tanımı olduğu sonucunu çok net görebiliyoruz.

Kaldı ki psikolojisi son derece sağlıklı olan insanların da aşk dedikleri deneyimlerini işin içine katarsak bu 18 tanım oldu mu sana 20-30-40 farklı tanım…

Bu şekilde işin içinden çıkamayız. O nedenle şunu demek (tekrar etmek) doğru olsa gerek:

 

“Aşk, kişiden kişiye tanımı ve yaşanma şekli değişen yoğun duygu durumudur.”

 

Bence Aşkın Tanımını Aramak/Bulmak Yerine Şunu Yapın:

“Elektrik alamıyorum” şeklinde tanımlanan ve genellikle (aslında) şema tetiklenmesi olan o yanıltıcı düşüncelerin gelmesini beklemeyin.

Amacınız doğru insana aşık olmaksa bu amacı bir hatırlayın: Amaç, birlikte olmaktan ve paylaşmaktan keyif alacağınız o yakın arkadaşınızı bulmaktır. Bu nedenle mantık birlikteliğini hafife almayın.

“Çok mantıklı olmaya çalışmak” şeklindeki mantıksızlığı da yapmayın tabii.

Kendinizi iyi tanıyın. Gerekirse şemalarınızı da keşfedin. Yalnızca arkadaş gibi gördüğünüz o yakın arkadaşınızla sevişseniz ve ilişkinizi şarap gibi yıllanmaya yatırsanız zamanla aşka (muhtemelen gerçek aşka) dönüşebileceği gerçeğini unutmayın.

Durun durun! Ben öyle dedim diye en yakın arkadaşınıza yürüyüp tokadı yerseniz sorumlusu ben değilim. Ben yalnızca bir olasılıktan bahsettim. Asıl anlatmak istediğim şuydu:

Size değer veren, size saygı duyan, karakteristik özellikleri sizle uyumlu olan insanlardan ilk etapta elektrik almak zorunda değilsiniz. Genellikle alamazsınız da… “Gönül ota da konar boka da” atasözü boşuna söylenmemiştir.

Fakat;

az önce kalın harflerle yazdığım özellikteki bir insanla ilişki yaşamanız durumunda; çok huzurlu, çok mutlu ve yıllar sonra “aşk budur” diyen biri olabilirsiniz.

Klişedir ama “aşk geçicidir, önemli olan sevgidir” diyen insanlar da bu tür deneyimlerin sonucunda söylemişlerdir.

Ben buna da katılmıyorum!

Bence;

yaşadığınız ilişkiye aşk, sevgi, eş gibi etiketler aramayın. Etiket aramaya kalktığınızda toplumsal tanımlara sığmayan bir ilişkinin içerisinde olduğunuzu, aslında sağlıklı bir ilişki olsa bile adını koyamama stresiyle ayrılıverdiğinizi görebilirsiniz.

Hani vardır ya her şey çok güzel giderken “biz seninle neyiz?” sorusu… Heh işte, tanımsızlık kurbanı olan güzel bir aşkın bitişidir o soru.

Hani vardır ya her şey çok güzel giderken “Neden bana yeterince zaman ayırmıyorsun; ben senin eşin değil miyim?” sorusu… Heh işte, yine tanımsızlık kurbanı olan güzel bir aşkın bitişidir o soru.

Dedik ya herkesin aşk tanımı ve aşka yüklediği anlam farklıdır. Başkalarının (çoğunluk olsa bile) tanımlamalarına bakarak, yaşadığınız ilişkinin o tanımlara uyumunu test etmeye kalkmayın. Tanımsız yaşayın işte!

Akıllı olun 1500 kelimelik blog yazdım sizin için, s**tirtmeyin belanızı. (Konu uzayınca sinirlerim bozuldu kusura bakmayın)

 

ORTAK  NOKTADA BULUŞMAYI BAŞARDIK MI?

Atalarımız, günümüzde yaşayan insanlar ve Nejat İşler de dahil herkes bir şeyler deneyimliyor ve bu deneyimlerin bilimsel karşılığını düşünmeden tanımlama yapıyorlar. Deneyime dayalı tanımlar genellikle doğrudur ama az önce de söylediğim gibi: Eksiktir.

Bir kısmını tamamlayabildiysek ne mutlu…

Hadi yorum yapın da posta kutum bi renklensin 👇📥

10 Yorum “Aslında Aşk Nedir? Aşkın Gerçek Tanımını Buldum!

  1. esra k. Reply

    ilk yazıldığında okumuştum. Ama yazılanları unutmuşum. Şimdi çok iyi geldi. Uzunda olsa keyif alarak okudum. Herkes bir göz atmalı bence 🙂

    1. miskinadam Post author Reply

      Yazma isteğimi artıran geri bildirimin için teşekkür ederim @Salih. Yeni içeriklerde yorumlaşmak dileğiyle…

  2. Burak GÖÇ Reply

    İşbu içerikteki söz konusu Burak sanırım benim… Ellerine sağlık Miskin Adam! Harika bir tanım olmuş. Özellikle, hayatımın Kartal minibüs hattına dönüştüğü bu günlerde ilaç oldu. Tabii ben aşkın en derin tanımını Fransız yazar Michel de Montaigne’den okudum. Yine de, bunun da aşağı kalır yanı olmadığını bilmen gerek.

    1. miskinadam Post author Reply

      Çok kitap okuyan, belki de aşkla ilgili binlerce sayfa görmüş birinden birinden bu tanıma övgü almak güzeldi. Eksik olma. İçerikteki Burak sen değilsin bu arada; Sarı Burak 🙂

  3. Ömer Reply

    Her an her şeyin değişim içinde olduğu hayatımızda hissettiğimiz her şeye tanım bulma ihtiyacı bence de yanlış.Yazılarınızdaki bakış açıları bana çok şey katıyor teşekkürler

    1. miskinadam Post author Reply

      İsim bulma kaygısı… Bununla ilgili şarkı sözü de yazdım ama henüz yorumlayacak bir solist yok elimizde 🙂 Yazıyı beğenmiş olmana sevindim.

  4. tanımsız Reply

    1500 kelimelik aşk yazısı. vay canına . en son aşk acısı çektiğimde yazmıştım bu kadar. belki 2000 kelime. aşkın en güzel tarafı yazdırması galiba.. yazdıkça daha çok tanımsızlaşmıyor mu miskin adam…?

    1. miskinadam Post author Reply

      Selam @tanımsız. Yorum’un nedense “spam” bölümüne düşmüş. O nedenle geç fark ettim. Bana bu kadar uzun yazdıran, aşk acısı mı yoksa aşksızlık acısı mı emin değilim 🙂 Mesela bir Sabahattin Ali kitabı okurken aşka yüklenen anlamı doğa üstü buluyorum. Bir Yıldız Tilbe şarkısı dinlerken aşkın çok derinlerde bir yerlerde saklı olabileceğini düşünüyorum. Sonra kendime bakıyorum: Ben bu kadar yoğun duygular yaşadım mı, yaşıyor muyum? Bilemiyorum. Bilemeyince de bilime başvuruyorum. Aşkın bilimsel açıklaması beni tatmin etti gibi ama yine bir şeyler eksik kaldı tabii…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Görünüşe göre bu yazı ilgini çekti 💃🕺

Yeni yazılarımı Instagram'da duyuruyorum. Takip et, iletişimde kalalım ✔️