3 Kadeh de 1 Yanlışı Götürür | Bastırılan Duygular #2 | MiskinAdam
+18 (Argo, Küfür, Cinsellik)KAFA AÇANLARYeni Yazı!

3 Kadeh de 1 Yanlışı Götürür | Bastırılan Duygular #2

Acaba alkollüyken ağzımızdan çıkanlar, gerçek duygularımız mı?
Yoksa alkolün verdiği yetkiye dayanarak canımızın istediğini söyleyebilecek özgürlüğe mi ulaşıyoruz?

3 Bira 1 Yanlışı Götürür başlıklı yazımda, alkolün etkileri üzerinde durmuş, bazılarımızın neden biraz daha fazla alkole ihtiyaç duyduğundan bahsetmiştim. İlgili yazım, Instagram’da binlerce beğeni ve yüzlerce yorum aldı. Görünüşe göre, kendi duygularımızı anlamlandırmaya veya anlaşılmaya epeyce susamışız. Madem öyle; devam niteliğindeki bu yazıyı da büyük bir keyifle yazıyorum/yazdım. Konumuz aynı: Bastırılan duygular & Bastırılmışlık! 

Evet, alkol bastırılan duyguları açığa çıkarma konusunda etkili bir içecek fakat kişinin karakterini değiştirme gibi etkilerini hiç görmedim doğrusu. Yani yalancıyı dürüst yapmaz ama itiraf ettirebilir. Utangaç birini cesur yapmaz ama o an cesaret verebilir.

bastırılan duygular-dürtüler-2

Mesela kendi üzerimden verdiğim örnekte, “alkollüyken söylediklerim doğrudur” dedim ama ben alkollü değilken de yalanı tercih etmeyen biri olduğumu söylemeyi unutmuşum. “Asla yalan söylemem” demiyorum; “mümkünse tercih etmiyorum” diyorum. Alkolün bendeki –hatta çoğumuzdaki– etkisi, yalan-doğru üzerine değil; çekinme-çekinmeme üzerine sanırım. Kısacası, alkollüyken daha açık sözlü olabiliyoruz, diyebilirim. Zaten bu yüzden alkolün bastırılmış duygulara iyi geldiğini savundum ve hatırlattım: Bu yazı (yazı serisi), alkole özendirme amacı taşımaz. Aksine, alkol almadan da duygularımızı rahat ifade edebilmemiz gerektiğini hatırlatma amacı taşır.

Sahi, neden sürekli bastırılmış hissediyoruz? 

Emin ol bu sorun, yalnızca senin-benim sorunum değil. Hatta, iddialı olacak ama hiç alkol kullanmayanların daha fazla bastırılmış duygulara sahip olduğunu düşünüyorum. Sebebi farklı olmakla birlikte, bu yazının konusu değil.

Instagram hesabımı takip eden bir okur, şunu sordu:
“Flörtüm alkollüyken bana sevgi dolu sözler söyledi, umut verici konuştu ama ertesi gün adeta kaçarak uzaklaştı benden. Bu durumda söyledikleri yalan mıydı, doğru muydu?”

Cevap veriyorum: Muhtemelen manipülatif davranıyordu.

Ortada bir yalan var mı bilemem ama bir gerçeğin varlığından neredeyse eminim. O da sevişme isteğinin varlığı 🙂 Neden böyle düşündüğümü açıklayayım. Dikkat! Bence burası, yazının en can alıcı bölümü:

Türkiye Cinsel Açlığın Afrikasıdır

Bu söz ilk kimden çıktı bilmiyorum ama Twitter’da anonim hale geldi. Sizce bu söz doğru mu? Bence toplumun çoğunluğu tarafından benimsenmiş doğrular(!) ve ahlak anlayışı, bu sözü doğruluyor. Öyle değil mi? Bazıları kadının değerini, cinsel hayatının geçmişi ve geleceği üzerinden hesaplamadı mı? Aileler kız çocuklarına duygularını nasıl koruyacaklarını hiç ama hiç anlatmazken, fiziksel korunmayı/kaçınmayı ısrarla vurgulamadı mı? Toplum olarak ahlak anlayışımızın, vicdan üzerine kurulması gerekirken, cinsellik üzerine kurulduğuna hepimiz şahit değil miyiz? Öyle olmasa, kadını-erkeği bir kenara bırakalım; cinsel eğilimi karşı cinse olmayanları neden yargılıyor bu toplum? Bazıları bu durumu neden bir ahlaksızlık, sapıklık, sapkınlık gibi görüyor? Çünkü o yargı dağıtanların hem vicdanı (aynı zamanda ahlakı) hem de sağlıklı değer yargıları yok!

Aile kurumuna ve evlilik müessesesine saygım sonsuz. Yine de her insanın evlilik için uygun ruh halinde olmadığını, yalnızca kendini evliliğe ait hissedenlerin evlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Aksi durumda, sevgi üzerine kurulu olması gereken bazı evliliklerin alt metninde düzenli sevişme ihtiyacı, bazılarında ise toplum dayatması (görev bilinci) yatabiliyor. Bu yüzden; aslında birbirini sevmeyen, kandıran, aldatan, birbirinin duygularını yıpratan çiftler ve onların duygularına tercüman olan arabesk şarkılar hiç bitmiyor.

Sözün özü, cinsellik üzerine kurulu değer yargılarının da etkisiyle kadınlar ilişkilerine mutlaka isim bulmak, erkekler de oyunu kuralına göre oynamak zorunda hissetti. Bu konuda kimseyi suçlamıyorum çünkü kadın, adı konulmamış bir ilişkinin içerisinde olunca çok ağır ithamlara maruz kaldı. Erkek ise adını koymak istemediği birçok ilişkinin, ilişkiye dönüşemediği gerçeğiyle yüzleşti. Bir taraf değersizleşmekten, diğer taraf aklı bacak arasındaymış gibi yaftalanmaktan korktu. İnsanlar sevişemedi. Böylesi iyi mi oldu, kötü mü oldu diye tartışmak istemiyorum. Ben sadece ne, neden, nasıl oldu kısmını anlatıyorum.

Hâl böyle olunca, yan yana olmaktan mutluluk duyanlar arasındaki sevgi, beğeni, çekim gücü daima yok sayıldı. İlla bir adı olmalıydı. Adına sevgi demek yemedi; sevgililik oldu. Sevgili demek yetmedi; evlilik oldu. Bakın sevgili okurlar, yine tekrar ediyorum: Olmasın demiyorum, olsun ama her ilişkiyi (arkadaşlığı, dostluğu veya adını siz koyun) bu şekilde kalıba sokmak, sonrasında gönül kırıklıklarına dönüşmedi mi? Çoğumuz süreci yaşamadan, birbirimizi tam tanımadan, birbirimizle birlikte yaşayabileceğimizden emin olmadan ilişkilerimize isim aramadık mı?

Hatırlayın: Biz şimdi senle neyiz?

Şıklar belli. İsim koyuldu. Sonra da o ismin gerektirdiği sorumlulukların altında ezildik.

Konu buraya nasıl geldi anlatayım ve özetleyip bitireyim.

Soru şuydu: “Flörtüm alkollüyken bana sevgi dolu sözler söyledi, umut verici konuştu ama ertesi gün adeta kaçarak uzaklaştı benden. Bu durumda söyledikleri yalan mıydı, doğru muydu?”

Cevabım ise bu: Çünkü sevgili okur, yukarıda saydığım nedenlerden ötürü flörtün, alkolün de yarattığı dürtü kontrol bozukluğu ile sana normalinden fazla yükseldi. Muhtemelen sevişmek istedi. Sevişebilmeniz için senin de psikolojini rahatlatmaya çalıştı. Yapacağınız eylemden dolayı kendini kötü hissetmemen için aranızdaki ilişkiye, olandan fazlasını yüklemeye çalıştı. Belki içerisinde aşk olduğuna, belki de bir ismi olabileceğine ikna etmek istedi. Asıl bastırdığı dürtüsü (ya da ihtiyacı) cinsellikti ama sanki bastırdığı duyguları o değilmiş de ayıkken ifade edemediği sevgisiymiş gibi davrandı. Yani seni manipüle etmek istedi. Belki de onu bu davranışa sürükleyen de senin değer yargıların oldu. Ki bu onu aklamaz; sadece bir durumu açıklar.

Bak; gördün mü, yine alkol, bir bastırılmışlığı daha açığa çıkardı aslında.

Hepimizin ilişkiden beklentileri farklı olabilir. Aşk, sevgi, cinsellik, sadakat, özgürlük, sorumluluk, sorumsuzluk, ten uyumu, kafa uyumu, ilgi alanı uyumu vs. vs. Liste uzar gider ama bu beklentileri, duygularımızı bastırmadan, açık sözlülükle ifade edebilirsek, ilişkide yanılan ve yanıltan taraflar olmayacak, herkes doğru eşleşmeler veya doğru ayrılıklar yaşayacaktır, diye düşünüyorum. Aynı şekilde, ilişkide zamanla değişen/değişebilen beklentiler veya duygular da açık sözlülükle konuşulmalı ki, çiftler birbirine mobbing uygulayıp, anılarına haksızlık etmeden kararlarını verebilsin. Ve ayrılıkların da doğru (sağlıklı) olabileceğini bir kez daha vurguluyorum.

Anlatmaya Üşendiklerimi Yazıyorum
MiskinAdam


Yeni yazılarımı Instagram'da duyuruyorum. Takip et, iletişimde kalalım ✔️

5 Yorum “3 Kadeh de 1 Yanlışı Götürür | Bastırılan Duygular #2

  1. Mert Reply

    Bünyamin hocam diğer yazını da okudum ve dediklerine tamamen katılıyorum.

    Benim elimde bir seçenek olsaydı kanımda bir miktar alkolle doğmak isterdim.

    Hem vücuduma zarar vermeyecek, hem param gitmeyecek ama hep kafam çakırkeyif olacak…

    Çünkü insanın kanında bir miktar alkol varken hayatın o anlamsız sorunları, var olmanın garip yükü, sorumlulukların vahşeti, hayata tutunmaya çalışmanın vermiş olduğu yorgunluk bir nebze olsun azalıyor ve insan kendisini daha iyi hissediyor. -Ağzıyla içen insanlar için konuşuyorum tabi.-

    İntihar eden insanlar için onların yanlış bir seçim yaptıklarını düşünürüz. Oysa yanlış seçim aslında boşu boşuna yaşamaya çalışmaktır aslında. Yani asıl olan hiçliktir. Varlık tüm bu boşlukta bir kibritin yanma süresi kadar yanıp kaybolacak ışık huzmesidir. Dolayısıyla yok olmanın aslında en doğru seçim olduğunu göremememiz gibi sarhoş olmanın da doğru seçim olduğunu göremiyoruz çoğu zaman.

    Bir de bu gerçeği bilse de bizim gibi uygulayamayan korkaklar var tabi. İçimizden her ne kadar sürekli miskin olmak gelse de hayatta miskinlere yer yok. Hayat hızlı olmamızı istiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yeni yorumları e-posta aracılığıyla bana bildir. Ayrıca yorum yapmadan da abone olabilirsiniz.

Bu yazı ilgini çekti mi?

Yeni yazılarımı Instagram‘da duyuruyorum. Takip et, iletişimde kalalım ✔️