Geçmişi Hatırlamanın Huzur Verici Gizemini Çözdüm ☕ | MiskinAdam
KAFA YAPANLAR

Geçmişi Hatırlamanın Huzur Verici Gizemini Çözdüm ☕

İlginç olan şu: Çocukluğumuza yolculuk yaptığımızda iyi anıları da hatırlasak, kötü anıları da hatırlasak yüzümüzde bir tebessüm oluşuyor. Geçmiş, geçmişte kalmış olmasıyla mı güzel yoksa büyümek mi kötü? Ne oluyor da geçmişe dönmeyi başarabildiğimiz oranda huzur buluyoruz? Aile albümlerini kurcalamanın verdiği huzurun kaynağı ne?

Galiba biliyorum!

Selam yetişkin! Beni, bir otobüs yolculuğunda yanındaki koltukta oturan yabancı olarak düşünebilirsin. Hani şu koridor tarafında oturan. Nezaketen selam verip bir iki çift laf ettiğin kişi. İkimiz de aynı yere gidiyoruz: Geçmişe, çocukluğumuza. Yetişkin gözüyle bakarsak geçmişin huzur veren gizemini çözebiliriz belki.

Otobüs hareket etti. Önce ben anlatayım:

Begonvil, birini çocukluğuna nasıl götürebileceğim konusunda zihnimi açtı. “İlk oyuncak” dedi mesela! Evet, bu kesinlikle iyi fikir. Belki ilk oyuncağını hatırlayamıyorsun ama hatırlayabildiğin en eski oyuncağın da aynı görevi görür.

Begonvil de kim?

Bu sabah posta kutuma, Begonvil Sokağı blog sitesinden, “Mavi Bisikletim” başlıklı yazıyı okumamı öneren bir e-posta düştü. Begonvil Sokağı’nın yazarı, iletişim sayfasında isim veya mahlas kullanmadığı için işbu blog yazısında kendisinden “Begonvil” olarak bahsedilecektir. Biz, Begonvil ile ara sıra birbirimizin bloglarına giriyoruz, yorumlaşıyoruz, takipleşiyoruz ama birbirimizi tanımıyoruz. Belki de tanımamız gerektiği kadar tanıyoruz birbirimizi; yazdıklarımızdan…

İlk oyuncak demiştik…

Mesela benim 4 yaşındayken kasasına binebildiğim, kocaman, plastik bir kamyonum vardı. Onu hatırlıyorum çünkü dedem İstanbul’dan gelirken almıştı ve ben Trabzon’un bir köyündeki evimde, dedemin köye varmasını sabırsızlıkla beklemiştim. O heyecan, o kavuşma, sahip olduğum kamyona daha fazla anlam yüklememe sebep olmuş sanırım. Onu unutamıyorum. Yıllar geçse de birebir aynısını bulabildim. Bak:

Bu modeli hatırladın mı? Beyaz plastik detaylarını asla unutmam. Baca gibi egzozu, kornaları, ön panjuru. Tüm bu beyaz aksesuarlar kolaylıkla sökülüp takılabiliyordu. Bazen oyunda kaza yapınca birkaç beyaz detayı kamyondan söküyordum. Güya kazada hasar almış gibi oluyordu.

Sıra sende. Hatırlayabildiğin en eski oyuncağa git şimdi.

  • Kolları, bacakları ve kafası ayrılabilen, ucuz, ince plastikten yapılmış oyuncak bebek mi?
  • Ya da onun birkaç katı fiyatına satılan, kauçuktan yapılmış, dizlerini kırabilen Barbie bebek mi?
  • Renkli tüpleri olan, plastik tüp kamyonu mu?
  • Barutlu kapsül tabancası mı?

Bir de o yıllarda bakkallarda satılan, değersiz ama birkaç farklı zamanda birkaç kez satın almışlığımız olan oyuncaklar vardı. Geçmişe gitmene yardımcı olur. Bak:

Hatırladın değil mi?

Biraz daha büyüklerini, dolayısıyla daha değerli olanlarını hatırlayalım.

Mesela ben 3 tekerlekli plastik motosikletimi hatırlıyorum. Benimki plastik, arkadaşımınki ise metaldi. Bunlardan birine sahip olmuşsundur.

Belki de bu levelı atlamış, direk 2 tekerlekli bisiklete geçmişsindir. Vitessiz BMX veya vitesli Salcano, Castello, Bianchi…

Devamlı zinciri atar. Zinciri nasıl takıyordun? Birkaç dişliyi geçirip pedalı döndürerek değil mi? Elin yağlanmasın diye ne yapıyordun? Ben bir ağaç yaprağı koparıp onunla tutardım zinciri 🙂

Şimdi tüm bu oyun ve oyuncaklarının sana yaşattığı duyguları hatırla.

Yetişkinleri taklit eden davranışlarını hatırla.

Oyuncak bebeğini, kendi yerine koyup onunla alışverişe çıktığını hatırla.

Oyuncak arabanı sürerken sanki kendin de içindeymişsin gibi hissettiğin o anı hatırla.

Bisikletini sürerken sanki koca bir Harley-Davidson sürüyormuşsun gibi hissettiğin anları hatırla.

Kırılan bir oyuncağın arkasından çok üzüldüğün anı hatırla.

Aramızda bisikleti çalınanlar da vardır. Bunun yaşattığı travmayı hatırlasınlar.

İster üzüldüğümüz anları, ister heyecanlandığımız anları hatırlayalım, sonuç olarak şu an tebessüm ediyoruz değil mi? Çocukken yetişkinleri taklit ederek mutlu oluyorduk. Şimdiyse çocukluğumuzu hatırlayarak mutlu oluyoruz.

Sanırım çocukluğumuzda hayal ettiğimiz o yetişkinin kaygılarını öngöremiyorduk.

Şimdi anlıyorum ki yetişkin olmak kötü bir şey değil. Sorun: Kaygılar!

Hangimiz benzini, trafiği, zamanı dert etmeden arabamıza atlayıp sırf hareket etmiş olmak için arabamızı sürüyoruz?

O kadar çok kaygımız var ki, ruhumuz çocuk olsa da çocukça eğlenip mutlu olamıyoruz. Sorumluluklarımız… Ah lanet olası sorumluluklar. Büyüdükçe artıyorlar ve yerine getirilmemesi durumunda probleme dönüşüyorlar. Bu yüzden hep kaygılıyız. “Ya sorumluluklarımı yerine getiremezsem” kaygısı.

Çocuklukta yaşanan acılar bile keyif vericidir çünkü acı, bir tür deneyimdir. Bizler, yeni deneyimleri seviyoruz. Hadi biraz daha büyüyüp lise yıllarımıza gidelim. Bu “acı” konusunu, liseli bir çocuk (evet, liseliler de çocuktur aslında) olarak ele alalım.

Neden lise yıllarına gittim? Çünkü tanıdığım hemen herkes, en fırtınalı aşk deneyimini lise yıllarında yaşadı. Aşk acını hatırla. O zamanlar seni yıkan bu acının tuhaf bir şekilde bağımlısı değil miydin?

Yıldız Tilbe dinleyip ağlamıyor muydun?

Madem ağlatıyordu, neden tekrar Sezen Aksu’yu dinliyordun?

Madem hüzünlendiriyordu neden Feridun Düzağaç’ı dinliyordun?

O keder, o acı bile keyifliydi çünkü ekstraları yoktu. Ekstra dertler yoktu. O anı, o dönemi meşgul eden tek dert, aşk acındı. O bir tür duygusal deneyimdi ve sen o deneyimi dibine kadar yaşıyordun.

Yetişkin yaşta aynı aşk acısını çekebilir misin? Zannetmiyorum çünkü düşünmen gereken çokça sorumluluğun var. Sabaha kadar içemezsin, işe gitmen gerekiyor. Bugünkü toplantın, aşk acından önemli olabilir. Arabanın lastiği patlamışsa teybi kapatıp lastikle ilgilenmen gerekir. Kısacası, yetişkin bir insan için aşk acısına konsantre olmak bile bir lükstür.

Çocuk olmak, kaygısız olmaktır.

Yetişkin olmak ise özgür olmaktır.

Çocuk olup yetişkinleri taklit etmek, hem kaygısız hem de özgür olmaktır.

Bu yüzden çocukluğumuzu hatırladığımızda iyisiyle kötüsüyle tüm anılarımız, yüzümüzde tebessüme dönüşür.

Bu sabah Begonvil, birkaç dakikalığına çocukluğuma götürdü beni. Bu yolculuktan hoşnut kaldığım için devamını getirmek istedim ve bu yazıyı yazdım. Okudukların seni de birkaç dakikalığına çocukluğuna götürdüyse “Kafa Yapanlar” isimli kategorime koyuyorum yazımı. Kafa Yapanlar kategorimi incele. Güzel kafalar var 😉

Miskin Adam |
Bazen anlatmaya üşeniyorum. Bu yüzden yazıyorum. Bazen yazmaya da üşeniyorum. Bu yüzden yaşıyorum: Yalnızca yaşayıp geçiyorum bazen…

8 Yorum “Geçmişi Hatırlamanın Huzur Verici Gizemini Çözdüm ☕

  1. Begonvil Sokağı Reply

    Yazım diline özendiğimi hemen söylemek istiyorum, okur olarak interaktif bir aura içinde hissettim, görsel de matrix vari olunca işim kolaylaştı.
    İlk oyuncak çocuk psikolojisi, bisiklet ve çocuk psikolojisi ve baba kız ilişkisi üzerine epey içerik karıştırdım yazarken, içime bazen fener bazen de projektör tutmuş gibi oluyorum yazarken, belki de en kazanımlı ve keyifli kısımlarından biri. Bir de sonrası var ki bugün o sonra kısmı sayenizde çok bereketli ve faydalı oldu benim için:) İlk oyuncak öyle geniş ve bize malzeme sunan bir kavram ki…

    Plastik oyuncakların, şimdinin neredeyse birebir gerçeği gibi tasarlanan oyuncaklardan daha sahici geldiğini düşündüm mesela kamyona bakarken. Belki bu kadar kusursuz oyuncaklar tasarlamak çocukları nakıslaştırmaktan başka işe yaramıyor. Yetişkin özgürdür, sınırları ile şahsiyet belirler ancak çocuk sınırsızlığı nisbetinde daha çocuktur.

    BMX Bianca dan çok beldesan kÇocukken yetişkinleri taklit ederek mutlu oluyorduk. Şimdiyse çocukluğumuzu hatırlayarak mutlu oluyoruz.uşağı idi bizimki. Hüdaverdi markalı bisikleti olan arkadaşım vardı:))

    “Çocukken yetişkinleri taklit ederek mutlu oluyorduk. Şimdiyse çocukluğumuzu hatırlayarak mutlu oluyoruz.”
    Tesbit çok güzel, kaygı kaçınılmaz. Dozunda olursa kaygı yetişkinin pusulası, rehberi bile olabilir ama bir çocuğa eğreti hisler..Gerek sevgiyi gerekse sosyalliği yaşarken hep o geriye dönüşler ihtiyacı sonrası bugünü küçültmekle çözümü buldum kendimce. Ama çocuk tarafımın elini sıkıca tutuyorum, belki bazen o benden sıkılabilir ama ben onu hiç bırakmıyorum. İhtiyacım var. Kaygısızlık, özgürlük, çocukluk elimin uzandığı kadar.

    Çok keyifli yazınızla, yorumunuzla üfleyip balonlar yapıp savurmaya çalıştığım düşüncelerimi koca bir nefesle büyüttüğünüz için çok teşekkür ederim. Kaygısız, teslimiyetli, özgür çocukla hep ele ele olmanızı dilerim ben de.
    Kafa yaptı mı? Yaptı:)

    1. miskinadam Post author Reply

      Ne tesadüf. Ben de senin yazım diline özenmiştim okurken 🙂 Bir blog yazarı olarak okurken sadece konudan değil, aynı zamanda yazım dilinden de keyif alıyorum. Okuduğum her metinde, yazarın yazma kabiliyetini (üstadım da olsa) değerlendiririm.

      Bu işte müzik yapmak gibi. Herkesin yorumu özgün olduğu için mukayese edilemiyor. Ki mukayeseye de gerek yok zaten. Her tarz, her yorum farklı bir lezzet. Yazıyı beğenmiş olmana sevindim.

      (Siz yerine sen diye hitap etmiş olmamı kabalık olarak görme lütfen. İş hayatımda da ikinci üçüncü mailden sonra bu dili kullanmayı tercih ediyorum)

  2. Begonvil Sokağı Reply

    Yorumun sonlarına doğru cümleleri kaydırmışım sanırım. Ama parçalar birleşiyor yine de.
    Kabalık olur mu hiç?
    Bakalım bu yazı da kimlerin oyuncak hikayesine dokunacak?🙋🏻‍♀️

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Saydım, 2 dakika oldu 👌

Bu yazı ilgini çekmiş olmalı.
Sence de bir "beğen"i hak etmedi mi?