İtiraf: Yemek Siparişimi Getiren Kuryeyle Seviştim | MiskinAdam
KISA ÖYKÜLERYeni Yazı!

İtiraf: Yemek Siparişimi Getiren Kuryeyle Seviştim

O gün bende bir gariplik vardı aslında. Midemde bir şeyler oluyor ama açlık mıdır, hazımsızlık mıdır, nedir anlayamıyordum. Bir şeyler atıştırırsam geçer, diye düşünüp YemekSepeti uygulamasını açtım. Siparişimi verip işe koyuldum. Bir yandan iş yapıyorum ama öte yandan içim kıpır kıpır. Hayırlara gitsin…

Zil çaldı. Heh! Yemek siparişim gelmiş olmalı. O kadar aç hissediyorum ki, “kim o?” bile demeden otomata basıp kapı eşiğinde beklemeye başladım. Bir süre asansörün çıkardığı sesleri dinledim ama nasıl odaklandığımı anlatsam, hastasının sırtını dinleyen doktorları utandırırım. Hatta anlatayım. Utanan utansın:

Önce benim katımdaki (3.kat) meşgul ışığı yandı. Ardından klik sesi geldi. Bu ses, asansörün kapı kilitleme sesidir. sonrasında, makaralar üzerinde sürtünen çelik halatın sesini ve asansör boşluğunda oluşan hava sirkülasyonunu hissettim. Freud bunu açıklamış mıdır, bilmiyorum ancak tüm bu seslerin beni cinsel yönden tahrik edeceğini düşünemezdim.

Belki de kendimi kandırıyorum. Marifet asansörde değil de kuryede olabilir mi? Ahh o delikanlı…

Asansör 3. katta durduğunda, tekrar klik sesini duydum. Sahibi kapıdan girmekte olan evcil köpekler gibi kendi etrafımda daireler çizesim geldi. Heyecanımı gizleyebileceğimden emin değildim. O an ağır çekimde açılmakta olan asansör kapısı, Zuhal Topal’ın izdivaç programındaki paravandan farksızdı.

kurye-komik-kısa-öykü

*fazlasıyla temsili görsel

Yaklaşık bir elli beş boylarında, doksan-yüz kilo civarında, tulumlu, yağız bir delikanlı göründü. Ona dair tüm detayları hatırlıyorum ve bakmadan çizebilirim. Göz penceresinden geçirip tıpkı bir çanta gibi koluna taktığı motosiklet kaskı, iri kollarının yanında bir bilezik kadar küçük kalmıştı. Dağınık saçları ve kirli sakalı, asla özensizlikten değil; tamamen doğallığa önem verdiğinden olmalıydı. Öyle ki, siparişimi bile en doğal haliyle paketlemişti: Domuz bağı atılmış, beyaz naylon bir poşeti uzattı bana doğru.

“Buyur ağbi”

Aman Allah’ım… Bu tonlama, bu ses… Ördek taklidi yapıp avlanacak ördekleri ayağına çağıran avcılar gibi, kıskıvrak çekiyordu beni tuzağına. Heyecandan terleyen avuçlarımla kredi kartımı uzattım. Her şey o kadar doğal ve kontrolsüz gelişiyordu ki, zihnim gerçekliğin ötesine geçmişti. Kurye, kartı alırken parmaklarıma dokundu. O an, meraklı bir ahtapotun bileğime dolandığını ve her bir vantuzuyla naif öpücükler kondurduğunu hissettim.

Delikanlı, pos cihazıyla uğraşırken derin bir sessizlik oluştu. Bir süre sonra oflayıp puflamaya başladı. Sanki uyanmakta güçlük çektiğim bir rüyaya gerçek hayatın sesleri karışıyor gibiydi. Hayır, uyanmak istemiyordum! Fakat her geçen saniye, delikanlının güçlü kollarındaki damarlar belirginleşiyor, burun delikleri genişliyordu.

“Ağbiy yaa. Burdan çekmiyor. Sağa zahmet, şu cihazı pencere kenarına götürüp dener misin?”

“Ne demek kardeşim, elbette denerim. Ver bakim.”

Pencerenin kenarında şebeke gelsin diye beklerken tekrar rüyalara daldım. Lanet olsun! Ne dedim az önce? Hayır,  ona “kardeşim” demiş olamam. Acaba duymuş muydu? Duysa bile ciddiye almamıştır he ne dersin? Yani, kardeşim dediysem bile söz gelimiydi. Ne kardeşi yahu. Hem, o da benden etkilenmiş olmalıydı ki boşuna elime vermemişti (pos cihazını).

Bip bip bip sesleriyle tekrar uyandım. Pos cihazından bana bir mesaj vardı: Şebeke bulunamadı! 

Yalnız bu bip sesleri, beni maziye götürmedi değil. Bundan on beş – yirmi sene önce… Tüm operatörlerin yaylalarda reklam filmi çekip “KazıkCell her yerden çeker” dediği dönemlerdi. Yine de bizim, denize çok yakın köy evimizde çekmezdi. Ben de pencere kenarında, özgürlük heykelinin meşaleyi tuttuğu gibi tutardım; meşaleden hallice olan cep telefonumu.

“Ağbi… Ağbiii… Hata verdi galiba. Tekrar dene sağa zahmet”

“Olur aslanım, olur yiğidim. Sen iste ben elimde pos cihazıyla düz duvarlara tırmanırım!”

“Efendim abi?”

“Yok bir şey. Buradan olmayacak sanırım. Ben biraz da diğer odalarda deneyeyim”

“He valla iyi olur abi”

Benim bile en iyi çektiğim odaya, yatak odasına gittim. Nitekim, pos cihazı, orada da çekmedi, çekemedi. Çaresizce kapıya yöneldim:

“Yok kardeşim, olmayacak. Bu makine, hiçbir yerden sinyal alamıyor”

“Abi, apartmanın önüne inelim mi? Orada çeker”

Ben, hayatımda çokça uygunsuz teklif duymuştum ancak bu, en uygunsuzuydu. Dışarıdan yemek siparişi veriyorum ve ödemesini yapmak için apartmanın önüne inmem bekleniyor. Deli saçması! İlk başta çok sinirlendimse de bir an duraksadım.

Yoksa… Yoksa bu, oyunun bir parçası mıydı? Ahh salak kafam, en başından anlamalıydım. Paketçi delikanlıyı önüme katarak derhal asansöre bindim. Kapı kapandı. Göz göze baktık. Dudaklarımız, zıt kutupları birbirine dönmüş mıknatıslar gibi, önce ağır ağır yakınlaştı ve mesafe azalınca çaaat diye buluşuverdi.

Devamını hatırlamıyorum ancak yakışıklı kuryenin, motosikletiyle beni ışıklı caddelerde gezdirdiği bazı anları anımsıyorum.

Ve şimdi fark ediyorum:

Demek, tüm bu pos cihazı çekmiyor numaraları bu yüzdendi? O da beni seviyordu. Sırf benle kapı eşiğinde daha fazla vakit geçirebilmek için cihazın antenini bozmuş olmalıydı. Tabii ya! Ben onu yatak odasına davet etmeyince, o beni caddeye davet etmişti. Ahh hınzır kurye…

Ve şimdi bir şey daha fark ediyorum:

O sabah midemde hissettiğim şey açlık değil; uçuşan kelebeklermiş aslında…

-SON-

Bu öykü, gerçek hayattaki pos cihazlarından esinlenilerek yazılmıştır!

MiskinAdam | Kısa Öykü


Yeni yazılarımı Instagram'da duyuruyorum. Takip et, iletişimde kalalım ✔️

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yeni yorumları e-posta aracılığıyla bana bildir. Ayrıca yorum yapmadan da abone olabilirsiniz.

Bu yazı ilgini çekti mi?

Yeni yazılarımı Instagram‘da duyuruyorum. Takip et, iletişimde kalalım ✔️