İzleyince "Vay Aq!" Dedirten, İz Bırakan Filmler | MiskinAdam
KAFA YAPANLAR

İzleyince “Vay Aq!” Dedirten, İz Bırakan Filmler

Şimdi sana önereceğim filmleri izlemiş olma ihtimalin yüksek. Eğer izlemediysen, söz veriyorum; izledikten sonra “senin aq Miskin Adam” diyeceksin. Bana küfür edeceksin çünkü izlediklerin kafana balyoz gibi inecek.

Sanat tecelli ediyor ve senin ruh halini değiştiriyor.  Hayır yani, o kadar boktan duygular yaşatıyor ki filmler; bir yandan “ne gerek vardı?” derken öte yandan sanata şapka çıkarıyor insan… Kısacası; bana küfür edeceksin ama tanıştığına da memnun olacaksın bu filmlerle…

1- My Name Is Khan (Benim Adım Khan)

Gözyaşlarını silmeye çalıştığın son sahnede, “vay aq” dedirtiyor sana…

Otizmli bir çocuğun hayata tutunma hikayesini anlatıyor bu film. O çocuk büyüyor ve kendi ayakları üzerinde durup, kendi duygularının peşinden gidiyor. Toplumun değer verdiği hedefleri bir bir gerçekleştiriyor. Seviyor, aşık oluyor ve yuva kuruyor. Üstelik bunu yaparken toplum yargılarını s*klemeden yapıyor. Tamamen sağlıklı bir insanla yuva kuruyor olması ise davulun dengi dengine değil, duyguların dendi dengine çaldığını anlatıyor insana. Ön yargının ne kadar kötü, ne kadar kaka bir şey olduğunu anlatırken, bazen de kendinden utanmanı sağlıyor film. Öyle silkeliyor ki seni, “hiçbir nasihat bir sanat eserinin yerini tutamaz” dedirtiyor sana. Gözyaşlarını silmeye çalıştığın son sahnede, “vay aq” dedirtiyor sana…

2- Silsile

Nitekim, eğer benzer bir hayat hikayen varsa sen de izle bu filmi. İzledikten sonra “vay aq!” diyeceksin.

IMDB puanı pek yüksek değil ama kim takar IMDB’yi? Takma bence! Eğer bu senaryoya yakın olaylar yaşadıysan izle. İzle ki kafana balyoz gibi insin bazı gerçekler. Gerçekleri tüm çıplaklığıyla yaşamanın acısını hisset; acılı bir yemekten keyif alır gibi psikopatça olsun…

“Şu dudak uyuşturan acılı yemeklerden nasıl keyif alıyor insanlar?” diye düşünürdüm hep. Bazen acının da tatlı duygular yaşattığını keşfedince anladım. Bütün mesele, deneyime yüklenen anlamda gizliymiş meğer. Meğer, tüm psikoloji kitapları da aynı şeyi anlatıyormuş ya zaten: Yaşadığımız problemler, olaylara yüklediğimiz anlamlarla ilgiliymiş…

Velhasıl-ı kelam, sen de bir dönem liseli olduysan ve her liseli gibi Türk filmleri senaryolarını yaşadıysan izle. Hani çok sevdiğin bir kadını, çok değer verdiğin bir arkadaşına kaptırırsın ya… “Kaptırmak” diyorum çünkü o kadınla yarım kalan bir hikayen vardır. O kadın seni terk etmiş olsa bile hikaye bitmemiştir. Bundan sonrası vardır. Hayallerinde onu nasıl yaşattığın, anılarında onu nasıl hatırladığın ya da nasıl hatırlamak istediğin vardır…

Diyalog bitmiştir ama senin hikayen bitmemiştir. En acı verici aşk şarkılarını dinleyeceksin daha…

Daha Yıldız Tilbe’ye uzun ömür dileyeceksin tanrıdan… İçeceksin, ağlayacaksın, aşk acısını yaşamanın da bir lütuf olduğunu fark edeceksin daha…

Herkesin bu duyguyu tatmadığını, kaybeden gibi görünsen de bir deneyimi daha kazandığını fark edeceksin ya…

Herkesin boş boş dinlediği ayrılık şarkılarına derin anlamlar yükleyebiliyor olmanın hazzını yaşayacaksın daha…

Acılı bir yemeği, büyük bir iştahla tüketir gibi dinleyeceksin o şarkıları. Acı verecek ama sen mazoşist gibi keyif alacaksın bu durumdan…

Derken;

Anılarını, aşkını, geçmişini kirletecek o iblis! O öyle bir iblis ki, “kardeşim” kelimesini anlamsızlaştıracak gücü var onun. En yakınındaki insan. En değer verdiğin insanlardan biri kirletecek tüm anılarını. Mesaj atacak sana: “Kardeşim, bir zamanlar sevdiğin kıza ben şu an köpek gibi aşığım” diyecek sana. Adeta senden müsaade istercesine ama duygularını paylaşırmışçasına…

İşte o an ne anıların kalacak, ne de dinlediğin şarkıların anlamı…

İşte o an, acının sana verdiği anlamsız huzur da gidecek hayatından. Boşluğa düşeceksin. Kaybettiğin insanlara değil, kaybettiğin duygularına üzüleceksin. İntikam da almayacaksın katillerden çünkü… Çünküsünü bilmiyorum galiba. Ben intikam almadım. “Silsile” filminin baş kahramanı da intikam almadı. Belki de bu yüzden çok dokundu bana bu film. Belki de bu yüzden en uzun paragrafları bu filme ayırdım… Nitekim, eğer benzer bir hayat hikayen varsa sen de izle bu filmi. İzledikten sonra “vay aq!” diyeceksin.

3- Mustafa Hakkında Her Şey

Hiçbir nasihat, bir sanat eseri kadar tesir edici değilmiş diyeceksin. Son cümlen ise, “vay aq!” olacak.

Bu filmde oyunculuklar vasatın bir tık altında. Yanlış yazdığımı sanmıyorum. Evet, vasatın bir tık altında; Nejat İşler’in performansı hariç tabii.

Ne anlatıyor bu film? Bir yandan gerçekleri kabul etmenin ne kadar zor olduğunu anlatırken, bir yandan da gerçeği kabul etmenin vereceği hafifliği anlatıyor. Yine söylüyorum: Hiç bir nasihat, bir sanat eseri kadar tesir edici değilmiş! Bu filmle de anlıyorsun bunu.

Öte yandan, ölümle burun buruna olmayı anlatıyor bu film. Ölmeden önce ateş böceklerinin aslında ne kadar da güzel olduğunu anlatıyor.

Ve diyor ki bu film:

Hiçbir tehdit, gerçek duyguları bastırmaya yetmiyor. Ucunda ölüm dahi olsa, insan gerçekten sevdiğinde ölüm kapanını tekrar ziyaret edebiliyor…

İzledikten sonra bana küfür edeceksin. “Ne gerek vardı bu duyguları yaşamaya?” diyeceksin ama şapkan da önünde olacak. Sanata şapka çıkarıp lafıma geleceksin. Hiçbir nasihat, bir sanat eseri kadar tesir edici değilmiş diyeceksin. Son cümlen ise, “vay aq!” olacak.

4- Kaybedenler kulübü

Her ne kadar müstehcen sahneler içerse de konu sex değil; inan bana!

Mesela ben, herkesin izlediği filmleri ya izlemem ya da çok geç izlerim. Matrix, Avatar, Titanik, Yüzüklerin Efendisi, Harry Potter bunlardan sadece birkaçı. Belki sen, benim gibi kılkuyruklardan biri olabilirsin. Öyle olmasan “Kaybedenler Kulübü”nü izlemiş olman icap ederdi.

Kaybedenler Kulübü 1. sinema filmini çok geç izledim. Filmin yarısına kadar “bunlar ne anlatmaya çalışıyor?” desem de geç nüfus eden idrakım, mest olmuş bir beyinde son buldu.

Bu film, yalnızlığı o kadar güzel işliyordu ki, etrafında binlerce insan olsa bile, duyguların yalnızken, esasen yalnız olduğunu anlatıyor. Yine balyoz gibi indi mi kafana? Bence indi!

Kaybedenler kulübü demek, her şeyini kaybetmek anlamına gelmiyordu. Bazı duygularını kaybetmiş olmanın, “kayıpları olan adamsın” gerçeğini yüzüne vuruyordu film. Nitekim tatlı sert bir uyanma ile ilk TEKEL büfeye koşuyorsun. Saat 22:00’ı geçmiş olsa bile “esnaf adam halden anlar” diyerek şansını deniyorsun. Öyle bir sanat eseri izlemişsin ki, gerçekten de esnaf kardeşimizi ikna ediyorsun. Saat 23:50 ve sen elinde biralarla çıkıyorsun büfeden.

İkinci serisi olan “Kaybedenler Kulübü Yolda”yı da izle. Bazıları “olmamış, iyice sex filmine çevirmişler” dese de aldırma. O bazıları için birkaç erotik sahneye şahit olmak, ergenken izledikleri erotik filmleri çağrıştırıyor olabilir. Nitekim, bahsettiğim filmin sex ile alakası yok. Her ne kadar müstehcen sahneler içerse de konu sex değil; inan bana!

Nasıl ki her şarkı, herkese aynı anda hitap edemiyorsa; bu filmin de herkese aynı anda hitap etmesini bekleme. İşte sanat bunu gerektirir.

Sanat nedir biliyor musun?

Sanat, duyguların ifade edilmesinde kullanılan yönteme denir. Elbette sanat eserinin verdiği mesajı, o duyguyu deneyimleyenler daha iyi anlayacaktır.

O yüzdendir ki;

Eğer sen de bir şeyler kaybettiğini düşünüyorsan, “kaybedenler kulübü” serisini izle. İzleyince “vay aq!” diyeceksin.

Miskin Adam | Bazen Anlatmaya Üşeniyorum. Bu Nedenle Yazıyorum.

3 Yorum “İzleyince “Vay Aq!” Dedirten, İz Bırakan Filmler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Görünüşe göre bu yazı ilgini çekti 💃🕺

Yeni yazılarımı Instagram'da duyuruyorum. Takip et, iletişimde kalalım ✔️