Kişisel Gelişim Sarhoşluğuna Dikkat! Nedir, Ne Değildir?
SOSYOLOJİK

Kişisel Gelişim Sarhoşluğuna Dikkat!

Neyin ne olduğunu bildikten sonra hiçbir tercihe karşı değilim: Alkole de karşı değilim, kişisel gelişim kitaplarına da… Nitekim bazı meseleleri eksik yorumladığımızı düşünüyorum ve doğru yorumlayalım; bunu birlikte tartışalım istiyorum. Bana kalırsa kişisel gelişim adı altında sunulan içeriklerin neredeyse hepsi, kişisel gerileyişe sebep olur. Neden mi?

Sana bir soru, sevgili okur: Bir şeyin bize iyi hissettirmesi, onun faydalı olduğu anlamına gelir mi? 

Madem kişisel gelişim konusunu sarhoşlukla bağdaştırdım, öyleyse alkolden örnek vererek meramımı anlatmaya çalışayım: Bazı günlerde veya ortamlarda alkol almak, keyifli vakit geçirmemizi sağlayarak bize iyi hissettirebilir ama bu alkolün faydalı olduğunu göstermez değil mi? 

Alkole karşı değilim çünkü hiçbir alkol şişesinde sizi iyileştirme vaadi göremezsiniz. Sağlığa zararlı olduğu bilinir, uyarı olarak yazılır ve tercih tüketiciye bırakılır. Peki kişisel gelişim adı altında servis edilen içerikler öyle mi?

Değil!

Aksine, insanın değersizlik hissine yönelen, “kolay”ın cazibesiyle pazarlanan, yani insanı yumuşak karnından yakalayan, neresinden baksak manipülatif içeriklerin genel adına kişisel gelişim demeye başladık sanırım… 

kişisel gelişim nedir ne değildir

Herhangi bir kitapçının çok satanlar listesini incelemeni isterim sevgili okur. Çoğu kişisel gelişim kitabıyla karşılaşacağından hiç şüphem yok. 

İçlerinden birkaç tanesinin yazarını araştırdığında muhtemelen şunu diyeceksin: “Biz kimlerden nutuk dinliyoruz yahu?” 

Ben söyleyeyim: Amiyane tabirle “ağzı iyi laf yapan,” genellikle sosyal medyada, motivasyon toplantılarında veya seminerlerde bir kaide tutturup prim yapmış, sonra da oradan yürümeyi tercih etmiş, altyapısı zayıf şarlatanlarla karşılaşacaksın. Bu bir tesadüf değil. Neden mi? 

Bir yazar; bilim insanı değilse, edebiyatçı değilse, felsefeci değilse, psikolog değilse veya bu saydıklarıma benzer, insanlığa faydalı olduğu tartışmaya kapalı alanlarda söz sahibi değilse, buna karşılık “benim de fikirlerim var” diyerek kitap yazmışsa, kendisine genellikle “kişisel gelişim” kategorisinde yer bulabiliyor.

Ya da bir insan doktor değilse, psikolog değilse, sanatçı değilse, bilimsel veya sanatsal metotları baz alan disiplinlerde söz sahibi değilse, tüm bunlara karşılık insanları şifalandırdığını iddia ediyorsa kendisine kişisel gelişimci sıfatıyla kimlik bulabiliyor. 

Oysa fikir yazılarının genel bir adı var. Bu yazılara “Deneme Türü Edebiyat Eseri” denir. Denemelerin en önemli özelliği, kesin hükümlere varmadan; duygu, düşünce ve görüş bildirmesidir.

Mesela Montaigne – Denemeler kitabı hem bu alanın kurulmasına öncülük etmiş hem de “deneme nedir”e cevap olmuş bir eserdir. Montaigne, denemelerindeki fikirlerini savunmak için bir sıfatın arkasına sığınmaz ve kendini, savunduğu konuda otorite olarak göstermez. 

Ne yazık ki deneme kitapları, tıpkı şiir kitapları gibi en az satılan edebiyat eserleri arasında olduğundan, fikirlerini paylaşmak isteyen birçok yazar kendisini “deneme yazarı” olarak değil, kişisel gelişimci olarak tanımlıyor. Sanki kişisel gelişimci olmak, bir alanda otorite sahibi olmakmış gibi…

Çünkü okur kişi de bunu istiyor: Ben fazla düşünme mesaisi yapmayayım da bilirkişiden direkt akıl alayım istiyor. 

Ne yazık ki bizler, ehliyetsiz veya yetersiz insanlardan (şarlatanlardan) nutuk dinlemeye bayılıyoruz. Çünkü daha kolay çözümler, daha az bedel ödeyerek daha konforlu hayatlar vaat ediyorlar. 

Profesyonel icra ettiğim işlerden biri reklam yazarlığı olduğu için biliyorum: Bizler kolayı seviyoruz. İnsanlar kolayı sever. Bunda bir tuhaflık yok. Kullanımı kolay, otomatik vites bir aracı tercih etmektense manuel vites arabayı tercih etmek, bazıları tarafından “araba dediğin manuel vites olur” sloganıyla savunulsa da yüzleşme cesareti olanlar için doğru itiraf şudur: “Bütçem manuel vitese yetiyor. Otomatik vites almak için ödemem gereken bedeli ödeyemiyorum veya ödemek istemiyorum.

Örneğin özgüven problemi olan birinin bahanelerini irdeleyelim çünkü kişisel gelişim kitaplarının en çok pompaladığı konulardan biri bu…

Özgüven sorunu, psikologların sık karşılaştığı ve dolayısıyla çözümü konusunda kas geliştirme fırsatı bulduğu, sınırları belirlenmiş konulardan biridir. Olması gereken; problemi yaşayan kişinin, problemi aşmak üzere maddi-manevi bedeller ödemeyi kabullenmesi değil midir? 

İşte, bu bedeli ödemekten kaçtığımızda alkole veya kişisel gelişim zırvalıklarına sığınmaya başlıyoruz. 

Çünkü terapi pahalı olduğu gibi, zaman ve emek maliyeti gerektirir. Bu zor olandır(!) Kolaya kaçıp, iki yüz sayfalık bir kitaba, iki-üç gün zaman ayırarak problemlerimizden arınacağımızı düşündüğümüz noktada tuhaf bir sarhoşluk başlıyor. Bir anlık gaza gelmeyi, bütün sorunlarımızı aşmış olmakla eşdeğer tutmak sarhoşluk değilse nedir?

Oysa örnek problemden (özgüven sorunundan) yola çıktığımızda yüzleşmemiz gereken gerçek şudur: Bu problem, çocukluk anılarımızla oluşmuş, yıllara mâl olmuş bir problemdir ve çözümünü bir iki pohpohlayıcı sloganda aramamız ziyadesiyle yersizdir. 

Daha acı olan: Kolay zannettiğimiz yolların, aslında zor yollar olmasıdır.

Her ikisini de fazlasıyla deneyimlemiş biri olarak şunu rahatlıkla savunabilirim: Bence bir tane psikoterapi seansı, yüz tane kişisel gelişim kitabından daha faydalıdır!

Sebebi de çok basittir aslında:

Kişisel gelişimciler, herhangi bir ehliyete sahip değilken psikologlar bir ehliyete sahiptir. Bu ehliyetleri edinmek için de bir bedel ödenmiştir. Şimdi çözümün peşine düşen kişinin de bir bedel ödemesi gerekir. Bu bedel, elli lira + iki günlük okuma mesaisi kadar küçük bir bedel değildir! 

Kişisel Gelişimle Karıştırıyoruz!

Eric Berne kitaplarını kişisel gelişim raflarında değil, Psikoloji rafında görürsün.

Ya da yazdığı romanlarla toplumsal problemlere ışık tutan, dolayısıyla faydası tartışılmaz olan George Orwell’ın romanlarını kişisel gelişim raflarında değil, Edebiyat raflarında görürsün.

Düşünceleriyle insan ufkunu genişleten, bakış açısı katan ve genellikle bilimsel yaklaşımları referans alarak teoriler üreten, yazan, tartışan Wilhelm Schmidt’in kitaplarını kişisel gelişim raflarında değil, Felsefe raflarında görürsün; görmen gerekir.

İnsan ruhunu incelten, terbiye eden ve barışçıl davranış motivasyonu yaratan bir sanatçının, yazınsal yapıtını kişisel gelişim raflarında değil, Kültür-Sanat raflarında görürsün; görmen gerekir.

Şayet bunları kişisel gelişim raflarında görüyorsan o, kitapçının kategorize etme hatasıdır. Daha bunun gibi onlarca örnek sayabilirim ama gerek yok. Demek istediğim: Bilim, psikoloji, sanat, felsefe, edebiyat gibi, belirli metotlara dayanan ve belirli dikeylerde uzmanlık gerektiren, insana faydalı içeriklerin kategorisi (rafı) zaten bellidir. Mesela yukarıdaki isimleri incelersek zaten Eric Berne’ün Psikiyatr, George Orwell’ın edebiyat yazarı, Wilhelm Schmidt’in felsefeci olduğunu da görürüz.

Bir edebiyat yazarı, ortaya bir eser koyabilmek için yıllarca kas yapmış ve bedel ödemiştir. Şimdi bize düşen, egomuzu şişiren zırvalıklara vakit ayırmak yerine bol bol roman okumaktır.

Bir sanatçı, sanat icra edebilmek için yıllarca bedel ödemişse, hayatını anlamlandırmak ya da duygularını tanımak isteyen birinin de ödemesi gereken bedel, bol bol sanat eseri tüketmektir.

Bir doktor, insan anatomisini ve hormonlarını tanımak için yıllarca bedel ödemişse şimdi bize düşen, otoriteye kulak verip çözüm sürecinde üzerimize düşen maddi-manevi bedelleri ödemektir.

Öte yandan biz bunu tercih etmiyoruz. Bir iki kapsül çözümle ve gaz verici sloganla hayatımızı anlamlandırmaya çalışıyoruz. Elbette sarhoş oluruz!

Kişisel Gelişim Ne Değildir?

Kişisel gelişim nedir yahu? Sözün anlamını düşünelim… E insan zaten yaşadığı her gün ister istemez kendini geliştirir. Bu kadar genel bir kavramdan uzmanlık alanı yaratılabilir mi? Lütfen biraz gerçekçi olalım. Gerçekçi olalım çünkü kendine yardımcı olmak istemeyen birine kimse yardımcı olamaz. Kendimize yardımcı olabilmemiz için gerçekçi olmamız gerekmez mi? 

İnsanın kendini geliştirme isteği hem varoluş temelli bir istek hem de ihtiyaç. Buna kesinlikle itirazım yok. Yöntemlere itirazım var çünkü ehliyetsiz insanların kişisel gelişim vaatleriyle zehirlenmiş, üstüne üstlük sarhoş olmuş durumdayız. Öylesine sarhoş olmaya başladık ki davranışlarımızın ve duygularımızın sorumluluğunu almayı reddeder hale geldik. Biz hariç herkesin yetersiz insan olduğu fikrine içten içe inanıp, bu inancımızı dile getirmenin hiç de normal karşılanmayacağını da bildiğimizden sessiz sessiz demlenir olduk; kişisel gelişim zırvalıklarıyla…

  • Sen Biriciksin
  • İnanırsan Başaramayacağın Hiçbir Şey Yok
  • Kendini Ateşle, Uçur, Zirveye Çık
  • Mükemmelsin, Değerlisin, Harikasın… 

Saymakla bitmeyecek, ruh sağlığı alanıyla ve disipliniyle uzaktan yakından alakası olmayan, ticari kaygılarla üretilmiş bu zırvalıklara vakit ayırmak istiyor muyuz gerçekten? 

Kişisel Gelişim Nasıl Olur?

Oysa gerçek bir gelişimin konusu ve sınırları olur değil mi? 

Mesela: 

  • Sözlü İletişim İncelikleri
  • Kaygı Bozukluğu Nedenleri
  • Bilinçaltı Nedir? 
  • Pasta Yapımı
  • Beden Dili Yorumlama
  • Pazarlama Teknikleri

Gibi gibi, konusu ve vaat ettiği gelişim alanı belli olan, söz söylediği alanda ise otorite sahibi kişilerin içeriklerini tüketmek varken, neden genel bir gelişim vaat eden içeriklerle zamanımızı, sanki hiç kıymeti yokmuşçasına hiç ediyoruz? Kolay yoldan çok gelişmek istediğimiz için olabilir mi? Bu bir sarhoşluk hali değil mi sevgili okur? 

Birkaç ayda alınmış bilmem ne koçluğu sertifikasından yüz bularak “doğrusu budur” demiyorum tabii ki. Okuduğun bu içerik, deneme türüdür. Bilirkişi olarak değil, edebiyat yazarı olarak fikrimi söylüyor ve yorumunu almak istiyorum sevgili okur.

Bu arada, bir gün kişisel gelişim kategorisinde listelenen kitap yazmayı da düşünmüyor değilim. Elbette kişisel gelişim sarhoşluğunu eleştirmek üzere, esasen deneme türü olan fakat bile isteye yanlış kategoride yayımlanmış bir kitap olacağından şüphen olmasın… Peki, sen ne düşünüyorsun bu konuda? 


Yeni yazılarımı Instagram'da duyuruyorum. Takip et, iletişimde kalalım ✔️

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yeni yorumları e-posta aracılığıyla bana bildir. Ayrıca yorum yapmadan da abone olabilirsiniz.

Bu yazı ilgini çekti mi?

Yeni yazılarımı Instagram‘da duyuruyorum. Takip et, iletişimde kalalım ✔️