Tembel Olmak ve Çalışkan Olmak Üzerine Rahatlatıcı Birer Tanım!
KAFA AÇANLAR

Tembellik, Zevki Kendisiyle Birlikte Farz Olmuş Bir Tecavüzdür

Bu yazıyı, kendini uyuşuk, tembel veya miskin hissedenler için yazdım. Eliniz hiç bir işe gitmiyor mu? Dert değil! Bir insanın kendisini tembel veya uyuşuk addetmesi için etrafında kendisinden daha enerjik insanlar görmesi gerekir. Neticede bir referans noktası belirlenmeden “normal değer” saptanamaz.

Bence kimin normal olduğunu siktir edelim. Onun yerine kim, nasıl bedel ödemeyi tercih ediyor, ona bakalım!

Şu tanımları hızlıca sindirip geçelim:

ÇALIŞKAN OLMAK NEDİR?

Çalışkan: Yılmadan bir şeyler yapan kimselere çalışkan denir.

Tanıma bakarsak, enerjisini verimsiz kullanan kişiye de çalışkan diyebiliriz. Onun özelliği, yılmaması. Yani, enerjisinin yüksek olması.

ÇALIŞKAN VEYA ENERJİK OLMANIN BEDELİ

Bazılarının enerjisi çok yüksektir. Sabah kalkar, sporunu yapar, kahvesini hazırlar, iyice süslenir, işe gider. İşten çıkar, eve döner, yemek hazırlar, yer, sofrayı toparlar, bulaşıkları makineye dizer, çamaşırları makineden alır… Off daha fazla yazamayacağım. Yazarken üşendim.

Bu tür, enerjisi yüksek arkadaşlara acıdığım olmuştur. Gerçekten acınacak halde olduklarından değil; sadece, günlük ritüellerinin bana inanılmaz yorucu gelmesinden dolayı!

Çalışkan insanlar, sahip oldukları enerjinin bedelini, her işle kendileri ilgilenerek ödüyorlar.

Bu tür, enerjisi yüksek arkadaşlara imrendiğim de olmuştur. Onlar, birilerine ihtiyaç duymadan, tamamen tek başlarına hayatta kalabilirler sanırım.

Sonra fark ettim ki ne benim onlara ne de onların bana imrenecek bir durumu yok. Bu tamamen tercih meselesi. Kimileri, var olan enerjisini hayattaki problemlerin geneline dağıtır kimileri de tek bir problemi en iyi şekilde çözerek oradan elde ettiği kazanımla diğer çözümleri satın alır.

Nasıl mı?

Şu tanımları da hızlıca sindirelim:

TEMBEL OLMAK NEDİR?

Tembel: İşleri yerine getirme konusunda isteksiz ve ağır kimselere tembel denir.

Tanıma bakarsak, genel olarak işleri yerine getirirken isteksiz olan kişilere tembel diyebiliriz. Velhasıl, siz bu tembelleri sevişirken de uyuşuk mu zannediyorsunuz? 🙂 Demem o ki, tembellerin de çalışkan olduğu iş(ler) var.

TEMBEL VEYA MİSKİN OLMANIN BEDELİ

Tembel veya miskin olarak direk kendimden örnek vereyim:

Profesyonel işlerimi (iş hayatımı) bir kenara koyarsak enerjisi düşük biriyim. Efor gerektiren çılgınca teklifler beni tavlamaz. Fikirler karşısında çok zor aksiyona geçerim. Dahası, kendi ihtiyaçlarımı giderme konusunda bile yeterince özverili değilim.

Mesela; bırakın yemek yapmayı, ocağın üzerindeki hazır yemeği ısıtıp tüketmek bile bana güç gelir. Yanımda bu görevi üstlenecek birisi yoksa dışarıdan yemek sipariş etmeyi yeğlerim.

Ütü yapmak mı? Deli saçması. Kendi ütülerini yaparken benimkileri de aradan çıkaracak birisi yoksa kuru temizlemeyi tercih ederim.

Arkadaş buluşmalarını, sohbet etmeyi, bir mekanda zahmetsizce çayın önüme gelmesini severim ama bu sonuçlara ulaşmak için yollarda çeşitli bedeller ödemeyi hiç sevmem. Bilirsiniz işte büyük şehirlerde toplu taşıma araçlarına binmek, yolculuk yapmak, inmek topyekûn eziyettir. O yüzden kapıda iyi veya kötü, hareket edebilen bir aracım daima vardır.

Mekanik, elektronik eşyaların dilinden çok iyi anlarım. Arızalanan eşyaları onarabilirim ama yenisini almak veya bir usta çağırmak birçok kez daha cazip gelir. Kısacası, hayatta kalma becerilerine sahip ama enerjisi eksik biriyim, diyelim.

Böyle bir profilin iş dünyasında başarılı (veya çalışkan) olmasını nasıl yorumlarsınız? Ben buna, buram buram “mecburiyet” derim. İş hayatımda başarılı olmak zorundayım çünkü yukarıda verdiğim küçük örnekler gibi birçok farklı problemi tek tek çözmek yerine, tek bir probleme (işime) odaklanıp diğerlerini çözebilecek ekonomiyi yaratmaya çalışıyorum.

Öyle ya… Daha fazla iş teklifi alabilmem için daha fazlasını üretmem gerekiyor. Daha fazla zam alabilmem için daha fazlasını sunmam gerekiyor. Daha fazlasını isteyebilmem için daha fazla kazandırmam gerekiyor.

İşte, bu da benim veya benim gibi miskinlerin ödediği bedel. Hayatta hep birilerine ihtiyaç duyarız. Bu birileri, bizim için hizmet etme konusunda gönüllü değilse –ki genelde böyle gönüllüler bulamayız– hizmetleri satın alacak ekonomiyi üretmek zorunda kalırız.

HERKESİN ÖDEDİĞİ BEDEL KENDİSİNE GİRSİN!

Çalışkan insan, “ben ne de olsa her türlü hayatta kalırım” diyerek kaygısızca arkasına yaslansın. Öte yandan her türlü ıvır zıvırla da kendisi uğraşarak bu kaygısızlığın bedelini ödesin.

Tembel insan, “ben cigaramı yakar, keyfime bakarım” diyerek miskince arkasına yaslansın. Öte yandan, ıvır zıvır dediği işleri yaptırabilecek ekonomiyi yaratmak için, miskin olmanın bedelini çalışırken ödesin.

Şahsen bu döngü, işlerime odaklanmamı kolaylaştırdığı gibi, zevki kendisiyle birlikte farz olmuş bir tecavüze dönüşüyor. Muhtemelen çalışkan insanlar için de durum farklı değildir.

Konuyu kendi penceremden ele aldığım için yazının başlığında “tembellik” dedim ama onun yerine “hayat” da diyebilirmişim:

Hayat, zevki kendisiyle birlikte farz olmuş bir tecavüzdür

Mutluluk ise doğru pozisyonda bedel ödemektir.

Miskin Adam | Bazen anlatmaya üşeniyorum. Bu yüzden yazıyorum. 
-Ve sanırım halen daha kafa yaşıyorum 🚬

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Saydım, 2 dakika oldu 👌

Bu yazı ilgini çekmiş olmalı.
Sence de bir "beğen"i hak etmedi mi?