Nasıl Piyanofobik Oldum? | Komik Anı & Kısa Öykü | MiskinAdam
KISA ÖYKÜLERYeni Yazı!

Nasıl Piyanofobik Oldum? | Komik Anı & Kısa Öykü

Aaah, ah! Küçük bir kasabada, hatta o kasabaya bağlı bir köyde büyümüş olmanın bıraktığı izleri anlatmakla bitiremem. Bizim oralarda enstrüman çalmayı bilen genç sayısı, bir elin parmaklarını geçmez ama yetişkin yaşa gelip öğrenenlerin sayısı çoktur.

Benim gibi travma yaşayanlar hariç.

Henüz liseli bir gençken, değer yargılarım çok farklıydı. Güzel resim çizer, güzel kompozisyon yazardım ancak bunları bir değer olarak görmez, boş beleş hobiler sanardım. Demek istediğim, sanata ilgim olsa da sanatın ve sanatçının önemini henüz idrak edememiştim. Onun yerine, adam dövme sporunda, o mahalle senin-bu mahalle benim kavgasında, iki köyü birbirine kırdırma siyasetinde uzmanlaşmaya başlamıştım. Tabii, bu halet-i ruhiyemin fiziksel davranışlara yansıyan kısmı da vardı:

Bunlardan biri, hindi gibi göğüs kabartmak; diğeriyse kollarımı, uçmaya hazırlanan kuşun kanatları gibi hafif kaldırmaktı. Bu ikincisinin artıları vardır: Koltuk altlarınız terlemez.

Yine de alışmadık götte don durmuyor; durmadı!

Şahsen bedenimi, kadavra olarak kullanılması için bilime bağışlasam, muhtemelen teşekkür eder geri çevirirler. Çünkü vücut yapılarından dolayı kolları kabarık yürüyenlerin aksine, benim bedenimde biseps (kol üst kası), deltoid (köprücük kemiğinden humerus kemiğine uzanan kas) ve triseps (üst koldaki arka kas) gibi, öğrencilere gösterilmesi gereken kasların hiçbiri yoktur.

Varsa da görmesi zor ama taklit etmesi kolaydır.

İşte, tam böyle bir taklide soyunmuştum ki sevgilimin gözü önünde komik duruma düşmeme sebep olan o kaza gerçekleşti.

Anlatayım:

Basık bir asma katı ve bu katta sırtı yüksek deri koltukları olan, elleşip cilveleşmek üzere tasarlanmış bir kafede, sevgilimle buluşmuştum. Kahveler içildi, bayat yaş pastalar yendi, anlatmak istemediğim bir takım şeyler gibi, olması gereken ne varsa oldu. Olmaması gereken tek şey, kafenin müzik listesiydi. İşletmeci nereden bulduysa, nikah salonundan aşırma hoparlörlerden Arturo Benedetti Michelangeli eserleri çalıyor. Yahu siz, ne ara kemençeden piyanoya geçtiniz? “Dinlemekte olduğumuz eser, kimin eseri?” diye sorsam, “Cimilli İbo” yanıtı verir ama gel gör ki mekanında Michelangeli çalıyor adam.

Benim canım iyice sıkıldı. Güzel bir günü noktalama vakti gelmişti.

Hayatımda hiç Kurtlar Vadisi izlemedim. Keşke izleseymişim de Polat Alemdar gibi çelimsiz adamların da çok güçlü görünebileceği sanrısıyla hareket etseymişim. Onun yerine, Arnold Schwarzenegger’i taklit etmeye çalıştım. Fiziksel rol modeli Hollywood’dan seçtimse de konuşmalar ve edalar Yeşilçam’dan. Hatta tam olarak: Çetin Tekindor, diyebilirim.

Çetin Tekindor-kısa öykü

Önce kalkış takımlarımı (kollarımı) açtım. Sonra göğsümü kabartarak, yavaşça kalktım yerimden. Ağır bir ses tonuyla “görüşürüz” dedim. Asma katın iniş merdivenlerine yöneldim. Kız arkadaşımın arkamdan beni izlediğini biliyordum ama Arnold Schwarzenegger yerine, tavuz kuşu gibi göründüğümü sonradan öğrendim. (Sevgilim, yıllar sonra itiraf etti.)

Ne diyordum? Heh!

Özgüven zehirlenmesi yaşadığım yetmiyormuş gibi, piyanodan gerilim müziği de gelmeye başladı mı? Ben iyice kabardım yürürken.

Dın dın, dın dın, dın dın…

Ahşap merdivenlerin ilk basamağına ayağımı attığım gibi önce havada bir ayakkabı gördüm. Sonra ayak parmaklarım göz hizama gelince, havadaki ayakkabının bana ait olduğunu anladım. Hemen ardından, Arnold Schwarzenegger olmadığımı da anladım. Çünkü Arnold Schwarzenegger olsaydım, ahşap basamağa çarpan totom, araba tamponu gibi darbeyi emer, “tak!” diye ses çıkarmaz ve gerisingeri sekmezdim.

Kaba et yoksunları iyi bilir: Bizim göt üstü düşüşlerimiz, kimselere benzemez! Misal ben, o merdivenden öyle bir sektim ki; önce ilk basamağa, ardından bir sonrakine, bir sonrakine daha, derken tüm basamakları, tıpkı bir piyanistin gerilim sonrası tuş taraması gibi, boydan boya taradım; kıçımla: Tırırırırırırrrttt…

Michelangeli durur mu? Aynı anda o da piyanonun tuşlarını taradı: Tırırırırırırrrttt…

Biraz Michelangeli’nin işgüzarlığına, biraz da kıkır kırık gülen sevgilime sinirlenmiş olacağım ki hıncımı işletmeciden çıkardım:

Kapppat ulann şu müziği!

MiskinAdam | Bünyamin Kapıcıoğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yeni yorumları e-posta aracılığıyla bana bildir. Ayrıca yorum yapmadan da abone olabilirsiniz.

Bu yazı ilgini çekti mi?

Yeni yazılarımı Instagram‘da duyuruyorum. Takip et, iletişimde kalalım ✔️