Hayatı Kaçırıyorum Hissi | Engellenme ve Çatışma | MiskinAdam
PSİKOLOJİKYeni Yazı!

Hayatı Kaçırıyorum Hissi | Engellenme, Çatışma ve Sıkışmışlık

Hayalini kurduğumuz hayat ile yaşadığımız hayat arasındaki fark; engellenme düşüncesi, içsel çatışma ve sıkışmışlık olarak açığa çıkıp bizi ziyadesiyle mutsuz edebilir. Özellikle de kabullenemediğimiz veya “neden kabulleneyim ki?” dediğimiz durumlarda… Bunları kısaca açıklamadan önce soruyorum: Hayatı yakalama cesaretimiz var mı?

Hayatı Kaçırma Hissi 

psikolojide engellenme ve çatışma

Bu hissin uyuyunca geçecek türden bir his olmadığını belirterek başlamak istiyorum. Pazarlamacılar bile bir şeyleri kaçırma korkusu yaratıp satış baskısı yaparlar. Bilirsiniz işte “indirim fırsatını kaçırma” gibi söylemler pek yaygındır. Bir içerik pazarlama uzmanı olarak işe yaradığını da söylemeliyim.

Anlayacağınız, bir şeyleri kaçırdığınızı düşünüyorsanız bununla yaşamak elbette zor olacaktır. Peki, “hayatı kaçırıyorum” hissi neden veya nasıl gelişir? 

Bunun onlarca farklı sebebi olabilir. En basitinden sosyal medyadaki yalan dünyalara sürekli maruz kalmak, kendi hayatımızı sorgulamamıza sebep olabiliyor. Fakat potansiyelinin farkında olan bireyler için mesele bu kadar basit değildir.

Örneğin belirli bir yaşa geldikten sonra geçmişteki tercihlerinin hatalı olduğunu fark edenler, bir şekilde bu hataları düzeltmek isteyebilirler. Düzeltme çabası ise bazen sıkışmış hissetmemize sebep olur çünkü geç kaldığımızı ve artık engellendiğimizi düşünebiliriz. 

Engellenme Nedir?

İstek, ihtiyaç veya dürtülerin tatmin edilmesinin (hedefimize ulaşmamızın) önlenmesine engellenme denir. Bunlar kendi kendimize koyduğumuz engeller olabileceği gibi, içerisinde bulunduğumuz durumun, düzenin veya kurumun koyduğu engeller de olabilir. Bazen işimiz bazen eşimiz bile olabilir.

Bu kısmı detaylandırmadan önce psikologların verdiği şu bilgiyi paylaşmak istiyorum: Engellenme bireyde hayal kırıklığı, öfke, kaygı, yılgınlık ve üzüntülere neden olur. Hâl böyleyken engelleri kaldırma isteğimizden doğan bir içsel çatışma başlar. 

Çatışma Nedir?

Bireyin iki farklı istek, duygu veya düşünce karşısında birini seçememesi durumuna çatışma denir. Örneğin kendinizi Ege’de, bahçeli bir evde, sakin bir hayata ait hissederken, kariyerinizden vazgeçemediğiniz için İstanbul’da yaşamak zorunda hissetmeniz ve İstanbul’da yaşamanın size her gün ızdırap vermesi gibi.

Ya da genç yaşta evlenip otuzu devirdikten sonra, evliliğinizde sorun olmasa bile aslında evliliğe ait olmadığınızı düşünmek ya da fark etmek gibi. Bu ve benzeri durumlar bizi bir seçim yapmaya zorlar. Şayet durumlardan birini kabullenebilirseniz veya ikisini de aynı anda elde edebiliyorsanız çatışma yaşamazsınız. Bu imkana sahip değilseniz çatışmadan doğan mutsuzluk devam eder. 

Bazı seçimleri yapmak hiç de kolay olmadığı için veya seçim yapmak zorunda kalmak istemediğimiz için içsel gerilim, huzursuzluk ve hatta saldırganlık şeklinde açığa çıkan duygularımız, çevremizin dikkatini çekebilir. 

Dertleşmek istediğinizde ise “ohoo sen hem ayranım dökülmesin hem g*tüm s**ilmesin istiyorsun” minvalinde cevaplar alabilirsiniz. Oysa bu durum (çatışma) ucuz bir alaycılığa konu olacak kadar basit bir problem değildir. Bununla birlikte, insanın geliştikçe çatışmalar yaşaması kadar olağan başka bir şey yoktur bence. Bunu da bir anımla ve psikolojik bir teoriyle açıklayacağım.           

Fakirin Karnı Doyunca Sırtı Üşürmüş

Bir defasında eşim bana şunu söyledi: “Sen, ekonomik özgürlüğünü yarattıktan sonra hayatı daha fazla sorgulamaya ve daha fazla bunalım yaşamaya başladın” 

Evet, haklıydı. Bu durumu anlatan ve yukarıdaki ata sözünden türetilmiş absürt bir deyim de var: Fakirin karnı doyunca s*ki kalkarmış. 

Atasözleri gibi deyimler de birçok kez yerinde kullanılır ama benim tarzım daha çok bilimsel yaklaşımları ele almaktır. Baktığım zaman Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi, bu atasözünü ve kendisinden türeyen argo deyimi destekler nitelikte. 

İhtiyaçlar hiyerarşisini yeniden anlatmayayım ama kısaca neyi savunduğunu hatırlatayım: 

Maslow, bireyin önce en temel ihtiyaçlarına (yemek, güvenlik, barınma vs) odaklandığını savunur ve bu ihtiyaçları beş basamakla açıklar. Temelden çatıya doğru her bir ihtiyaç giderildiğinde birey yeni ihtiyaçlarını fark eder ve gidermek ister. En sonunda kendini tamamlamış olur.

Dolayısıyla eşim de haklıydı. Elbette ekonomik problemlerle boğuşurken hayattan ne istediğimi veya nereye ait olduğumu düşünecek lüksüm yoktu. Fakat artık var. İnsan farkına vardığı durumu veya öğrendiği bilgiyi, kalan hayatında yok sayamaz.

Özellikle de potansiyelinin farkında olan bireyler için bu durumla başa çıkmak oldukça güçtür. Yapabilme gücün, becerin, donanımın var; istiyorsun ama engeller var. Bu durumda birey çatışma yaşayabilir ve “hayatı kaçırıyorum” düşüncesiyle bunalıma girebilir. 

Neden Tercih Yapamıyoruz? 

Yukarıda verdiğim örnekler üzerinden devam edelim. Bir kariyeri ve düzeni yaratmak için yıllarca emek verip sonra tüm bu emekleri yok saymak oldukça güçtür. Belki güzel sanatlar okumamız gerekirken toplumun daha fazla önemsediği bölümlerden birini seçmiş ve artık bir hukukçu olmuş olabiliriz. Hukukçu olmaya alışmış da olabilir. Hatta bu mesleği sevmiş de olabiliriz. Böyle bir durumda, radikal bir karar alıp meslek değiştirmek elbette kolay değil. 

Diğer örneği tartışacak olursak: Gençken sevdiğimiz biriyle, heyecan içerisinde evlenmiş olabiliriz. Sevdiğimiz insanı halen daha çok seviyor da olabiliriz. Fakat öte yandan evliliğin getirdiği sorumluluklar ve kurallar, yaşamak istediğimiz hayatın önünde koca bir engel olabilir. 

Böyle bir durumda boşanmayı tercih etmek elbette kolay bir seçim değildir. Her şeyden önce eşinizi seviyorsunuzdur.

Benzer bir durum anne-babamız için de geçerlidir. Yetişkin bir birey olmanıza rağmen anne babanız hayatınıza müdahale ediyorsa, onları değiştiremeyeceğinizi biliyorsanız ve size adeta ayak bağı olduklarını görüyorsanız ailenizi bir çırpıda silebilir misiniz? Çoğu kez yapamazsınız çünkü seviyorsunuz.

Hem aile bağlarınızı korumak hem de özgürlüğünüzden taviz vermemek istersiniz. Fakat bu ikisi her zaman aynı anda mümkün olmayabilir.

Dolayısıyla bu durumu ancak şöyle özetleyebilirim: Bizler bağlarımızdan kopmak istemeyebiliriz. Köklerimizi seviyor olabiliriz. Hiç olmasalardı böyle bir sevgi de oluşmazdı ve sadece özgürlüğümüzle baş başa kalırdık fakat varlar. Zaman içerisinde sevdik onları.

Sorun şu ki onları sevdiğimiz kadar özgürlüğümüzü de seviyoruz.

Mesela ben bu yazıyı çok daha özgürce yazabilirdim ama ben ne zaman özgürce yazsam çevremden birilerinin kalbi kırılıyor diye baskı altındayım ve en sevdiğim şeyden (ifade özgürlüğümden) bir miktar taviz vermek zorunda kalıyorum. Oysa sadece kendimden sorumlu bir yazar da olabilirdim değil mi?

Öyleyse ne yapmalı?

İşte, bunun cevabı bende yok. Problemi tanımlamak da çözümün bir parçası olduğu için önce bilimsel dayanaklarıyla problemi tanımlamak istedim. Hayatı kaçırdığını düşünenlerin, engellenme veya çatışma yaşayanların, tam da beni tarif ettin, diyenlerin yorumlarını bekliyorum. Daha doğrusu konuyla ilgilenen herkesin yorumlarını bekliyorum. Acaba ne yapmalı?

Anlatmaya Üşendiklerimi Yazıyorum
MiskinAdam | Bünyamin Kapıcıoğlu


Yeni yazılarımı Instagram'da duyuruyorum. Takip et, iletişimde kalalım ✔️

4 Yorum “Hayatı Kaçırıyorum Hissi | Engellenme, Çatışma ve Sıkışmışlık

  1. Begonvil Sokağı Reply

    Sondan başlıyorum. Yazmasam deli olacaktım demiş ya Sait Faik, öyle güzel tanımlama ki. Ve bu delilik hali miskin/hızlı adamda da var. Burada da kısıtlanmış hissi varsa, web’de yeni bir sayfa iç dökücü yazılarla sahibini bulur, kalemini mutlu eder.

    Hayata geç kalmak ya da yakalamak gibi kavramları kabul etmiyorum kendi adıma. Akan bir enerji koridorunda/ hayatta kendi yolundan gidiyorsun. Bu muazzam enerji ölene dek ona eşlik etmeyi hak ediyor ve vaad ediyor. Öğrenmek, denemek ya da sil baştan yapmak için geç kalmak yok, önüne engel olan şartlar bir yana kabın ne kadarsa o kadar algılıyorsun hayatı. Ve bunun zenginlik, akademik/sosyal titr vs ile ilgisi yok.
    Kabını büyütmek de konfor alanı denilen, trend denilen şeylerden uzaklaşmakla oluyor sanırım.

  2. jade Reply

    Tam da şu anki durumumu özetlemişsiniz. Yalnız olmadığımı bilmek iyi odu. Ama tabi bu durum çok can sıkıcı. Hele ki sorumluluklarınız varsa daha da sıkıyor engellenme ve çatışma hali. Türk insanının bu müdahaleci, yardımsever, burnunu her şeye sokan tavrı aileside olsa insanı geriyor. Bizim insanımız psikoloğa deli doktoru olarak baktığı ve ondan mı akıl alıcam dediği sürece bozuk psikolojilerinden kaynaklanan bu özelliklerinin hiçbir zaman farkında olamayacak. Aslında bana bir parça egoistte gelmiyor değil. Bir insan çocuğundan beklenti içine girerek dünyaya getiriyorsa onu, ayakları üstünde durduğu zaman sözümü geçiremem diye engelliyorsa onu sonra mutsuz diye üzülmemeli.Ve bu egoizmden arınmalı.Çocuklar yatırım aracı değildir.Ailelerin gençliklerinde yapamadıklarını çocukları büyüdüğünde telafi etmek zorunda da değildir.Her insan bir gün kendi çekirdek ailesini kurup kendi hayatının yöneticisi olmak ister.Kimse ömür boyu yönetilmek istemez.Ve bir yazar birileri kırılacak diye düşünmeden özgürce yazabilmelidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yeni yorumları e-posta aracılığıyla bana bildir. Ayrıca yorum yapmadan da abone olabilirsiniz.

Bu yazı ilgini çekti mi?

Yeni yazılarımı Instagram‘da duyuruyorum. Takip et, iletişimde kalalım ✔️