Kibir Nedir? Yalnızlık ve Mutsuzlukta Kibirli Olmanın Payı | Miskin Adam
BAZI ŞEYLER

Kibir: Yalnız Hissetmenin ve Mutsuzluğun Katkı Maddesi!

Kibir, en basit tanımıyla, kendini başkalarından üstün görme durumudur.

Okumakta olduğun bu yazının hiçbir psikiyatrın makalesinde göremeyeceğin türden bir yazı olduğuna dair bahse girebilirim.

Neden?

Bu yazıda, kibirli insanların ne kadar itici olduğunu değil, kibirli insanın kendisine nasıl eziyet ettiğini konu alacağım.

Yani, etrafınızda kibirli birilerinin varlığından rahatsızlık duyuyorsanız eğer bu yazı size hitap etmeyebilir.

Benim farkındalık yaratmak istediğim kitle, bilhassa kendisinde kibir olan, “acaba ben kibirli biri miyim?” diyen kişilerdir.

Çünkü:

Bu yazının yazarı da kendi kibrinden muzdarip olmuş biridir ve bunu bilinçli bir şekilde kontrol altına almaya çalışmaktadır.

Bugüne kadar tanıştığım en iyi psikiyatr olan Dr. Orhan Karaca ile yaptığımız uzun sohbetler (terapiler) sonucunda, aslında ne kadar kibirli bir insan olduğumu gördüm. Aynı zamanda, beni psikiyatr kliniğine sürükleyen sebeplerden birinin de kibir olduğunu fark ettim.

Uzun terapiler sonucunda yaşadığım aydınlama ile adını “kendini tedavi etme süreci” verdiğim bir sürece girdim. Daha önce “mükemmeliyetçilik” başlıklı yazımda kendini tedavi etme konusuna biraz değinmiştim. Şimdi, bir diğer madde olan kibir konusunu inceliyoruz.

Bir insanı mutsuzluğun dibine iten, yalnız hissettiren ve yetmezmiş gibi yalnızlığıyla gurur duyar hale getiren “kibir” aslında nedir? 

Dilerseniz kibrin sözlük tanımından ziyade, kibirli insanda var olan hislerden ve inançlardan yola çıkalım. Hatta bu konuyu psikoloji biliminin başlıklarıyla ele alalım.

1) Hata Yapma Kaygısı

Kibirli insan için (eğer kibirliysen) hata yapmak, sıradan bir insan olmak demektir. Sıradanlık, kibirli bir insan için o kadar kötü bir tanımlama türüdür ki, buna hiç tahammülü yoktur. Bu nedenle kibirli kişi, kendisinin de bir insan olduğunu unutur ve hata yapma özgürlüğünü kendi elinden bizzat kendisi alır.

Bir ortamda kullandığı yanlış cümleye, bir işte yaptığı yanlış hamleye, bir süreçte izlediği yanlış sürece o kadar takılı kalır ki, kendisini gördüğü o yüce mevki ile bu davranışını asla yan yana koyamaz. Dolayısıyla “sıradan insan” olarak kategorize ettiği o insanlarla aynı duruma düşmekten duyduğu sıra dışı rahatsızlık kendisini yer bitirir.

Oysa hata yapmak insana ne de güzel yakışır. Ne kadar da normaldir…

2) Onların Seviyesine İnme Kaygısı

Kibirli insan için bir kendisi vardır bir de diğerleri. Her ne kadar hayranlık duydukları birkaç insan çevrelerinde olsa da istisnalar kaideyi bozmaz ve çevrelerinin neredeyse tamamına “diğer insanlar” gözüyle bakarlar. Onlarla sohbet etmek, onlarla aynı ortamda bulunmak, onlarla bir şeyleri paylaşmak, kibirli insan için onların seviyesine inmek demektir.

Bunun da en büyük sebebi, kibrimizin dar bir çerçevede standartlar belirlemiş olmasıdır.

Örneğimizde, arabesk şarkı dinlemenin eziklik olduğunu düşünen bir kibirli olsun. Bu arkadaş, karşısındaki insanı sırf arabesk şarkı seviyor diye “diğer insanlar” sınıfında konumlandırabilir. Kendisi için arabesk konusu bir kırmızı çizgidir ve bu çizgiye uymayan hemen her insan yetersiz insandır. Kendinden biri değildir. Diğerlerindendir.

Oysa, insanları bu kadar dar bir çerçevede değerlendirmek ne büyük bir hatadır. Dolayısıyla, kibirli insan, kendi kriterlerine göre derecelendirdiği insanların renkli ve zengin yönlerinlerinden mahrum kalmış olur. Kutsal bir mertebe olarak gördüğü yalnızlığının bir nevi körlük olduğunu asla bilemez.

Bununla ilgili çok güzel bir anım, yaşanmışlığım var:

Lise öğrencisiyken aynı kibre sahip ben, boş muhabbetlerden hoşlanan akranlarıma tepeden bakmakla meşguldüm. Boş muhabbet dediğim de aslında ilgimi çekmeyen, havadan sudan konulardan ibaretti. Paylaşım ihtiyacımı hiçe sayıyor, yalnızca ilgimi çeken konularda yapılan paylaşımın değerli olduğuna inanıyordum.

Farklı okulda okuyan en yakın arkadaşım Abdullah ise insanların hangi konulara ilgisi olduğundan ziyade, hangi renklere sahip olduğuyla ilgileniyordu. Abdullah için bir insanla paylaşım içerisinde olmanın en güçlü sebebi, o insanın ne kadar farklı olduğuyla ilgiliydi. Demem o ki, benim gözümde çeşitli kriterlerden sınıfta kalmış birisi, en yakın arkadaşımın gözünde paylaşmaya değer, farklı bir insan olabiliyordu.

Ne yalan söyleyeyim, o zamanlar Abdullah sayesinde en sanatsalından en entelektüeline, en doğalından en görgülüsüne kadar birçok farklı insanla tanıştım. Bana kalsa, benim belirlediğim kriterlere uymayan o insanlara en ufak şans vermezdim fakat ortak arkadaş oluşumunun etkisiyle şans vermiş bulundum.

Ve zenginleştim.

İnsanlardaki farklı renkleri, farklı meziyetleri, farklı düşünceleri keşfetmiş oldum.

İşte kibirli bir insan, eğer Abdullah gibi bir arkadaşa sahip değilse bu renklerin tamamından yoksun kalır.

Çünkü:

Kibirli insan için, belirlediği sığ kriterlerden sınıfta kalmış insanlarla vakit geçirmek, onların seviyesine inmek demektir.

Kibirli insan, onun bunun seviyesine inemediği için(!) kendisini yalnız hisseder. Bu yalnızlık hissi bir nevi üstünlük hissidir. Bu nedenle yalnızlığından şikayetçi değildir ve bunun bir ayrıcalık olduğu sanrısına kapılmıştır.

Bu nedenle, en az gıdalar kadar önemli olan “paylaşım” ihtiyacını gideremez.

Bu nedenle, tıpkı su içmediği için böbrek ağrısı çeken bir insan gibi, paylaşmadığı için zihinsel ağrı çeken bir insana dönüşür.

3) Aşırı Genellemeci Olmak

Kibirli insanın bir diğer belirgin özelliklerinden biri de aşırı genellemeci olmasıdır.

Bulunduğu sosyal çevrede tanık olduğu tatsız olayların kahramanları, sanki toplumun genelini oluşturuyormuş gibi bir yanılgıya kapılırlar.

“İnsanlar öyle böyle”

“İnsanlar ne de aptal”

“Toplum şöyle böyle”

gibi serzenişler, kibirli insanın ağzına pelesenk olur.

Eğer sen de bu tür düşünceler içerisindeysen bilmelisin ki kibrin esaretinde düşünüyor olma ihtimalin var.

Bu düşünce yapısı seni yalnızlığa, dolayısıyla mutsuzluğa itecektir. Bundan şüphen olmasın.

Tanıdığın insanları genellikle kendinden aşağıda görüyorsan günlük su (paylaşım) ihtiyacını gideremeyeceğini ve buna bağlı olarak böbrek ağrısı (yalnızlık) hissedeceğini biliyorum. Kim aşağılık bir insanla tatmin edici düzeyde paylaşımda bulunabilir ki?

Biliyorum ki, övündüğün yalnızlığın sana yalnızca sancı olarak geri dönecek.

Hayır, asla kendini kandırman gerektiğinden bahsetmiyorum.

Demek istediğim:

Şahit olduğun olumsuz durumları toplumdaki bireylerin geneline mâl etmen, esasen kendi bakış açındaki eksiklikle ilgilidir. Her insanın güçlü yönü farklıdır ve bu yönleri görebilmen ise yine senin görme becerinle ilgilidir.

Paylaşım eksikliğinden muzdaripsen esasen görme yetinde bir bozukluk olabilir. Bu yüzden insani zenginliklerden yoksun kalmış olabilirsin. Bunu bir düşün derim.

4) Seçici İndirgemeci Olmak

Seçici indirgemeci olmayı en basitinden şöyle tanımlayabilirim:

Karmaşık olayların sonucu olan durumları basite indirgeyerek yorumlama biçimine seçici indirgemecilik denir.

Örneğin, öfkeli bir insanın aslında iradesiz ve akılsız bir insan olduğunu düşünebilirsin. Ya da sadece bu şekilde sıfatlandırmak kolayına gelir. Yetiştiği ailenin yapısını, yaşadığı ve etkilendiği olayları göz önünde bulundurmaz ve direkt “kötü insan” olarak değerlendirebilirsin. Kötü veya kalitesiz insan.

İşte kibirli insanlarda bu tür seçici indirgemeci yaklaşım yaygındır. Kibirli insanlar, karşılarındaki insanların yaşamış olduğu karmaşık durumları göz önünde bulundurmaz ve o kişilerin eksikliklerini doğrudan yetersizlik olarak yorumlar. Oysaki psikoloji bilimi, insanların geçmiş yaşanmışlıklarından etkilenerek hayatı hatalı yorumlayabildiklerini “şemalar” başlığıyla açıklamıştır.

Yani, hatalı yorumlayanın/görenin eksikliği, zekası ile ilgili değil, anılarıyla ilgilidir.

Kibirlinin kendisi, aynı konuda olmasa bile farklı konularda şemalara sahiptir fakat bunu göremez.

Göremediği için, davranışlarından rahatsızlık duyduğu insanları “akılsız” olmakla yargılar.

Kibirli insanın en sık düştüğü yanılgılardan biridir; başkalarının zekasının yetersiz olduğunu düşünmesi.

Konu zeka ile ilgili değil aslında. Konu, yaşanmışlıklarla ilgili…

ÖZETLE:

İnsanın paylaşım ihtiyacı tıpkı gıdalar gibi, su gibi temel ihtiyaçlardan biridir. Bu ihtiyaç karşılanmadığında susuz kalmış böbrek gibi paylaşımsız kalmış zihin ağrısı (psikolojik problemler) baş gösterir.

Kibirli insanın paylaşım ihtiyacını karşılaması oldukça güçtür çünkü etrafındaki insanlara;

  • Hata yaparsam kaygısıyla
  • Onların seviyesine inme kaygısıyla
  • Aşırı genellemeci
  • Seçici indirgemeci

gözle bakar. Böyle bir bakış açısı, paylaşım yapma motivasyonunu bozar. Hatta küçümsenen insanla paylaşımda bulunmayı çekilmez hale getirir.

Bu da insanlardaki zenginliği, renkliliği görmeyi engelleyen bir ruh halidir. Renk körlüğüdür. Özürdür. Sakatlıktır.

Kibir, insanın kendisini yalnızlığa sürüklemesinin ve bu ağrı yapan yalnızlıkla gurur duymasının en güçlü etkenidir.

Oysa koca evrende yeri doldurulabilir olan hangimizin hiçliği, başkasının hiçliğinden daha değerli olabilir ki?

Şikayetçisi olduğun veya bir şekilde övündüğün yalnızlığın sonuç olarak seni mutsuz etmiyor mu? İyi düşün. Aksi halde, neden mutlu insanların genellikle az düşünen veya derin düşünmeyen insanlar olduklarına inanasın? Senin için de sanki mutluluk ile düşünme becerisi ters orantılı değil mi?

Bu mutsuzluktan kurtulmanın yolu, kibirli olduğunu kabul etmenden ve kibirli olmanın övünülecek bir şey olmadığını kabullenmenden geçiyor.

Seçim senin. İster kibrinde boğul, istersen benim gibi kendini tedavi etmeyi dene.

Kibirden kurtulmanın birinci adımı, kibirli olduğunu kabul etmektir.

Kabul et ve kurtul!

Miskin Adam | Bazen anlatmaya üşeniyorum. Bu yüzden yazıyorum. 

4 Yorum “Kibir: Yalnız Hissetmenin ve Mutsuzluğun Katkı Maddesi!

  1. Begonvil Sokağı Reply

    Kibir, ego, enaniyet, nefs… Birbirine yakın kavramlar, ortak paydaları ise hep bize çelme atarlar. Yakın zamana kadar ayıplanan bir sürü egosantrik, kibirli hal ve söylemler şimdi özgüven ya da yaldızlı ben duygusuyla övülüp sunuluyor, o tehlikeli. Çünkü bireysellikten çıkıp kollektif hale gelen arızalar toplumu parça pinçik ediyor. Son zamanların en büyük derdi budur. Ben de ben, ben…
    Şimdi bu zehir bile olsa çok ince bir ayarı var aslında. Mikyas denilen… Onu tutturabilenler bu zehirden tiryak yapabiliyor. Ben bu kadarım, normaldir. Kainat ise teee bu kadar.. O zaman haddimi bileyim, huzura ereyim gibisinden bir durum.
    İyi ki gelmişim, güzel yazılar okudum. Şimdi 3. kez mail kayıt yapacağım, bir türlü gelmiyor. Bakalım bu defa kayıt tutacak mı?
    Selamlar..

    1. miskinadam Post author Reply

      Bildirim gelmemesinin sebebini bir türlü çözemedim. Şimdilik e-posta abonelerine bildirim gitmiyor ama er ya da geç çözeceğim sorunu 🙂 Yorum için teşekkür ederim. Yine yazıyı güçlendiren bir yorum olmuş.

  2. mia Reply

    Yani bilemiyorum bazen kendimdeki beni. Meğer hata yapmaktan korkmam ve yalnız olmam bende gizli olan kibrimmiş. Ama bende kibiri oluşturan korkaksı çekingen ben. Her yazınız bende bir yerlere kazınıyor. Sağolun

  3. miskinadam Post author Reply

    Açıkçası bu tür yazıları, karmaşık duygularımıza anlam verebilmek ve bunu tartışmaya açabilmek için yazıyorum. Birilerine dokunabilmeyi başardıkça da mutlu oluyorum. Geri bildirim için teşekkür ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Görünüşe göre bu yazı ilgini çekti 💃🕺

Yeni yazılarımı Instagram'da duyuruyorum. Takip et, iletişimde kalalım ✔️