Yaratıcı Bir İntihar: Mükemmeliyetçilik | MiskinAdam
BAZI ŞEYLER

Yaratıcı Bir İntihar: Mükemmeliyetçilik

Bazen kendimizi çok yaratıcı bir şekilde öldürüyoruz. Bu yaratıcı yöntemlerden biri de mükemmeliyetçi olmak! Abartıyor muyum? Mükemmeliyetçilik hakkındaki bu yazımı okuyun ve abartıp abartmadığıma birlikte karar verelim.

İntihar etmek, en basit tanımıyla, “kendini öldürmek” anlamına gelir. Arabeskçi insanlardan duymaya alışık olduğumuz bir söz var:

“Yaşarken ölmek…”

Bu tür sözleri sevmiyorum ama sözün vurgu yaptığı noktayı onaylıyorum. Aşırı derecede psikolojisi bozuk insanlar için hayatta olmak, bir tür işkence ile eş değer olabilir. Tüm psikolojik rahatsızlıklar için aynı şeyi söyleyemesem de mükemmeliyetçilik için pek âlâ söyleyebiliyorum.

Evet, mükemmeliyetçi olmak, insanın kendisine uyguladığı en acımasız işkencelerden biridir.

Neden?

Adından anlaşıldığı üzere mükkemmeliyetçi olmak, en yüksek standartlara sahip olma arzusudur. Yapılan işin hatasız ve hatta eleştiri kaldırmaz düzeyde olmasını beklemektir. Sadece iş değil, insanın da kusursuz olması gerektiğine inanan bir düşünce halidir bu. Bu insan, hem kendimiz hem de çevremizdeki insanlardır.

Tanımına baktığımızda “hayır, ben o kadar da mükemmeliyetçi değilim” diyor olabiliriz. O halde beklentilerimize ve yaptıklarımıza bir göz atmamız gerekir.

Yazının devamında mükemmeliyetçi olmanın zararlarından ve örnek durumlardan bahsettim. Örneklerde sıkça kendimden bahsediyorum ama konu ben değilim tabii ki. Okurken, kendinizden bir şeyler görebilir veya “ohh neyse ki bende böyle davranışlar yok.” diyebilirsiniz.

Mükemmeliyetçi Olmanın Zararları

  • Üretimi durma noktasına getirir
  • Tatminsizlik sebebidir
  • Sürekli öfke yüklü olmamıza sebep olur
  • Yalnız kalmamıza veya yalnız hissetmemize sebep olur

Aşağıdaki örneklerde kendinizden bir şeyler görüyor musunuz?

1- Artık Üretmek İstememek:

İlkokulda yazı yazmayı öğrendiğim andan itibaren çeşitli içerikler yazıyorum. İlk olarak kompozisyonlarla başladım. İlk okul 3. sınıfta, küçük bir not defterine, bayağı kurşun kalem kullanarak bir roman yazmıştım. O defteri –kitabı da diyebiliriz– kaybettim. Muhtemelen bugün okusam, değil roman tadı almayı, utanç kaynağı olarak bile görebilirim. Fakat ilkokul 3. sınıfa giden bir öğrenci için gayet iddialı bir kitap olabilir. Olmayabilir de. Bunun bir önemi var mı sizce? Sonuç olarak bir şeyler üretmek istemişim ve üretmişim. Değerli olan bu değil mi?

Lisede şiirlerimi ve deneme yazılarımı paylaştığım bir blog sitem vardı. Birkaç yıl önce o blog sitesini kapattım. İçerikler biraz aptalcaydı sanırım. En azından bu yaşımda okurken biraz aptalca bulmuşum.

Üniversitede, “ticaret” konulu bir blog sitesi açmıştım. Yıllar sonra okurken, iş deneyimi olmayan birinin böyle içerikler yazmasının ne kadar saçma olduğunu düşündüm ve o siteyi de yok ettim.

2013 yılından itibaren daha profesyonel içerikler üretiyorum ve bu işi meslek edindim. Evet, ben bir içerik yazarıyım ve hayatımı “yazarak” idame ettiriyorum.

Son zamanlarda artık içerik üretemez hale gelmiştim. Aslında halen daha bu zorluğu yaşıyorum. Yazdığım içeriklerden beklentim o kadar artmış ki en ufak olumsuz eleştiri ihtimalini hissettiğim anda çalışmalarımı yarım bırakır olmuşum.

Mesela, bir roman yazmaya başlamıştım. Adı: “AYKIRI”

Romanda, kendini kartal gibi hisseden bir papağanın hayatını anlatıyorum. Bu papağan, bulunduğu toplumda yadırganıyor ve sürekli eleştiriliyor. Tek isteği, hissettiği gibi yaşamak ama bu istek, ait olduğu toplumda anlamsız görüldüğü için haliyle yalnız kalıyor. Esasen yalnız kalmaktan ziyade, yalnız hissediyor. Son zamanlarda yazmaya çalıştığım bu romanın çocuk masalına benzediğini düşündüm ve yazmayı bıraktım.

Başka bir kitabım daha var; ikna edici yazım teknikleri hakkında. O kitabı da yeterli dolulukta bulmayıp yarım bıraktım.

Şarkı sözleri yazıyordum. Çok iyi şarkılar dinledikçe şarkı sözü yazmayı da bıraktım. Galiba benim sözlerim, bir Sezen Aksu sözleri kadar ustaca görünmüyor…

Bakın, tüm bu anlattıklarımda hep kendimce eksiklikler hissedip yarım bırakma durumu var. Oysa ki milyonlarca kez okunan içerikleri yazan da bendim. Yazdıklarım, dünyanın en iyi içerikleri değil fakat ortada bir üretim var ve üretileni tüketmek isteyen bir grup insan var.

Düşünüyorum da ilkokuldan itibaren hep mükemmeliyetçi davransaydım ve yazmaya küsseydim şu an hangi mesleği icra ediyor olurdum? Neyse ki mükemmeliyetçilik durumu bende sonradan gelişmiş veya sonradan olgunlaşmış.

Ve görüyorum ki mükemmeliyetçilikten bugün kurtulamazsam, yarın hiç bir şey yazamaz hale geleceğim.

Şimdi kendinizi düşünün;

  • Bir dönem resim çizerken şimdilerde kalemi, fırçayı bıraktınız mı?
  • Bir dönem enstrüman çalarken şimdilerde tüm enstrümanları rafa kaldırdınız mı?
  • Eskiden işlerinizi büyük bir heyecanla yaparken şimdilerde kaygıyla yapmaya başladınız mı?
  • Kısacası, eskiden bir şeyler üretirken şimdilerde ürettiklerinizi acımasızca sorgulamaya başladınız mı?

Böyle davranmaya başladıysanız dikkat! Mükemmeliyetçilik, üretiminizi yavaş yavaş durma noktasına getiriyor olabilir.

Şimdi de megastar Tarkan’ı düşünün 🙂

1997 yılında yaptığı “Şımarık” isimli şarkı ve klibi hatırlayın.

Takmış koluna elin adamını
Beni orta yerimden çatlatıyor
Ağzında sakızı şişirip şişirip
Arsız arsız patlatıyor…

Muhtemelen o günlerde aşırı mükemmeliyetçi olsaydı böyle bir şarkı hiç olmayacaktı çünkü bugünkü Tarkan’a baktığımızda yeterince vizyoner ve dolu bir sanatçı görüyoruz. Üretime devam ettiği iyi olmuş değil mi?

2- Tatminsizlik:

Her iş değişikliğinde eskisinden daha iyi şartlarda çalışmaya başladım. 9 farklı firmada çalıştım ve ilk çalıştığım yerle son çalıştığım yeri mukayese ettiğimde arada uçurum var. Şimdi çok daha insani şartlar altında ve birçok sosyal haklar eşliğinde çalışıyorum.

Düşünüyorum da bundan 10 yıl önce, şu anki şartlarımda çalışmayı hayal etseydim muhtemelen o hayal için “ideal hayat budur” derdim. Lakin şu sıralar işe giderken bir hayli keyifsiz olabiliyorum. Standartlar yükseldikçe ben daha iyi standartları görüyorum ufukta. O standartlara ulaşamadıkça da huzursuz oluyorum.

Çok değerli bir iş yaptığıma inanıyorum. Çevremden de bu şekilde geri bildirimler alıyorum ama daha iyi işler yapılabileceğini bildiğim için hep bir tatminsizlik yaşıyorum.

Esasen, yapılan iş ne olursa olsun, “en iyisi” diye bir şey yoktur. Her zaman daha iyisi olabilir. Dolayısıyla, mükemmeliyetçi insan için tatmin olmak bir hayal gibi. Düşünsenize sürekli tatminsizlik… Çekilir mi?

3- Sürekli Öfkeli Olmak:

İnsanlardan mükemmel olmalarını beklersiniz. En yakınınızdaki insanları değiştirmeye çalışırsınız. Kusursuz olmalarını beklediğiniz için onları olduğu gibi kabul edemezsiniz.

Ben bu sorunu eşimle ve ailemle yaşadım. Küçük kardeşimi sürekli düzeltmeye çalıştım. “Şöyle davranmalısın, böyle davranmalısın” diye diye çocuğu da bıktırdım. Sonuç ne oldu? O değişmedi ve özünü yaşamaya devam etti. Kardeşim, benim hoşuma gitmeyecek işler yapsa da iyi bir insan olduğunu kabul ediyorum. Pekii, iyi olması neden bana yetmiyor da kusursuz olmasını bekliyorum? Çünkü mükemmeliyetçiyim.

Eşim; eğlenceli, enerjik, merhametli, güzel bir kadın. Onu da sürekli düzeltmeye kalktım ama özü neyse o kaldı. Pek bir şeyi değiştiremedim.

Sonuç olarak ne oldu biliyor musunuz?

Kardeşime karşı öfke duymaya başladım. Eşime karşı öfke duymaya başladım. Bana göre çok anlamsız hareketler yaptıklarını düşünerek onlara karşı adeta bilendim. Onlardan uzak durmaya çalıştım.

Size bir şey söyleyeyim mi? Öfkenin hakim olduğu bedende huzur pek barınamıyor.

Aynı kusursuzluğu iş arkadaşlarımdan da bekledim, toplumdan da bekledim. İnsanların hatalı davranışları hep battı bana.

Gözden kaçırdığım bir şey vardı. Bir tane dünya var ve bu dünyada hataları olan insanlar yaşıyor. Ben de o insanlardan biriyim. Hata yapmak insana çok yakışıyor. Aksi halde makinelerden ne farkımız kalırdı? Öyleyse bu dünya ile küsmek yerine uzlaşmaya gitmek daha mantıklı değil mi? Neden tanıdığımız insanların iyi yönlerine odaklanmayalım ki?

4- Yalnız Kalmak Veya Yalnız Hissetmek:

Yukarıdaki sebeplerin hepsini bir araya getirdiğinizde dipsiz bir yalnızlığa sürüklendiğinizi fark edersiniz. Çevrenizdeki insanlar sizden rahatsız olmasa bile, sizi mükemmeliyetçi yönünüzle kabul etseler bile, siz onlardan uzaklaşmaya başlarsınız. Çünkü onlar mükemmel değildir ve siz mükemmeli beklersiniz…

Gün gelir “ben biraz mükemmeliyetçiyim” diyerek övündüğünüz günler geride kalır. Hayattan keyif alamadığınızı, hiç bir şeyin sizi tatmin etmediğini, üretemediğinizi ve gittikçe yalnızlaştığınızı görürsünüz.

İşte o gün, “ben yaşıyor muyum?” yoksa “hayatta kalmaya mı çalışıyorum?” sorularını kendinize sorarsınız.

Bu bir intihardır…

Mükemmeliyetçilikten Kurtulmanın Sırrı

Esasen bu sır değil ama birçok kez tercih edilmeyen bir yöntem olduğu için sır gibi oldu. Mükemmeliyetçilikten kurtulmanın birinci ve en önemli adımı: Mükemmeliyetçi birisi olduğunuzu kabul etmektir.

İkinci adım ise mükemmeliyetçiliğin övünülecek bir şey olmadığını kabul etmektir.

Bu ikisini kabul ettikten sonra mükemmeli beklemekten vazgeçmek ve mevcut şartların güzelliğine odaklanmak bir o kadar kolay oluyor.

Mükemmeliyetçi Olmak Ne Değildir?

En iyisini yapma çabası mükemmeliyetçilik değildir. Elinizden gelenin en iyisini yapmak için özverili olmanızda bir sakınca yok.

Sakıncalı olanlar şunlardır:

  • Ya hep ya hiç durumudur. En iyisini yapamayacaksam hiç yapmam düşüncesidir.
  • Mükemmel olmasını beklemektir. Yaptım ama en iyisi olmadı diyerek üzüntü duyma veya terk etme durumudur.
  • Hata yapmaktan korkmaktır. İnsan olduğunu unutma durumudur.
  • Kendini ve çevreni sürekli eleştirmektir. Herkesten kusursuz olmasını beklemektir.
  • Sürekli onaylanma ve takdir edilme ihtiyacı hissetmektir.
  • Başarısız olmaktan çok korkmaktır.
  • En iyisini düşünene kadar sürekli ertelemektir.
  • Başkalarını değiştirmeye çalışmaktır.
  • Eleştiri kaldıramamaktır.

Tüm bu maddeler, mükemmeliyetçi olmanın sonuçlarıdır. Bu olumsuz durumları “elinden geleni yapma çabası” ile karıştırmamak gerekir. Dolayısıyla mükemmeliyetçi olmak, asla övünülecek bir şey değildir.

Yüksek standart beklentisinin ardından er ya da geç dünyanın gerçekleriyle yüzleşmek zorunda kalıyor insan. Dünya, kusursuz bir düzen değildir.

Bu yüzden mükemmeliyetçilik, yaratıcı bir intihardır aslında…

Miskin Adam | Bazen anlatmaya üşeniyorum. Bu yüzden yazıyorum.

18 Yorum “Yaratıcı Bir İntihar: Mükemmeliyetçilik

    1. miskinadam Post author Reply

      Bunu söyleyebiliyorsanız mesajın sonundaki şu 😔😔 üzgün emojileri kaldırmak lazım. Çünkü bu davranış ve düşüncelerin (mükemmeliyetçiliğin) hastalıklı bir ruh hali olduğunu kabul etmek aynı zamanda tedaviyi de kabul etmek demektir. Ben bu sürecin adını “kendini tedavi etmek” koydum ve bununla ilgili de yazılar paylaşacağım. Daha kötüsü ne biliyor musunuz? “Ben mükemmeliyetçiyim” deyip sonuna gururlu emoji koymak. İşte o arkadaşın tedavisi henüz mümkün değildir ve kendisine üzülürüm. Sizin adınıza ise sevindim 😉

  1. hatice Reply

    ne de güzel beni yazmışsınız yüzüme yüzüme vuruldu kelimeler bundan kurtulmam şart hayat gerçekten çekilmez oluyor hayatı sürekli ıskalıyorum :((

    1. miskinadam Post author Reply

      İnsanın bazen aynaya ihtiyacı oluyor. Bu tür yazıları özellikle kendimize ayna tutmak için yazıyorum. Kendinizden bir şeyler bulmanıza sevindim; mükemmeliyetçilikten muzdarip olmanıza üzüldüm. Umarım kontrolü ele alırsınız.

  2. Kerem Reply

    Son bir 7 yıldır yazdıklarınızın birebir aynısını yaşıyorum. Bütün verimimi, bütün zekamı, bütün yeteneklerimi bu yüzden körelttim. Aslında teşhis koyabiliyordum ama “kusursuz” bir teşhis koyana kadar bununla net olarak yüzleşmeyi kabullenemedim.
    Yani teşhis koyarken bile mükemmelliyetçi olmaya çalışıyım. Bu yazınız o kadar net ki, yaşadığım tüm süreci tokat gibi yüzüme vuruyor. Çok güzel anlatmış ve farkındalık adına güzel işlemişsiniz. Kaleminize sağlık.

    1. miskinadam Post author Reply

      Bu yorum beni mutlu etti. Miskinadam’da tamamen durumlar ve duygular üzerine konuşmak istiyorum. Birilerine dokunmayı başardıkça da motive oluyorum. Yorum için teşekkür ederim.

  3. isim Reply

    Cidden bu yazıya bu konuya ne için geldim bilmiyorum ama tam beni anlatmışsınız.Size nekadar teşekkür etsem azdır sağolun 🙂 önümde şuan 3 seçenek bulunmakta hangisini seçmeliyim yardımcı olabilir misiniz? bana

    1. miskinadam Post author Reply

      Kendi söküğümü dikemiyorum ama ne de olsa sökük benim değil, deyip naçizane tavsiyelerimi paylaşabilirim sanırım.

      1. İsim Reply

        Birini bu kadar seveceğimi hiç zannetmezdim ve bunu platonik olarak kalıcağını da zannetmezdim.Aslında ona gitmeden önce bir not bırakmıştım
        ona vericekti biri ama o biri o notu vermedi.Ve ayrı şehirler olduğundan
        ben ona ulaşamadım da artık.Platonik denilince genelde güzel kızlara ergenlik dönemlerinde aşık olduğunu sanardım.Ama kız güzel değildi bunu söylüyen ben değildim aslında bu konuyu bahsettiğim bir kaç kişiden duymuştum bunu.Ama bana gelince ondan başkasını gözüm görmüyordu
        Bu sene sınavdan benden yüksek bir puan aldı şimdi sorun şu ki benim istediğim bölüm onun gideceği üniversitedeki bölümdeki puandan az.Peki ben bunu nerden biliyorum derseniz okul rehber öğretmeni tercih dönemlerinde kimin nereyi verdiğini biliyor ben de bir şekilde zor da olsa öğrenebildim.Şimde gelelim önümde olan seçeneklere 1. o üniversitedeki başka bir bölmü yani istemediğim bir bölmü vermek 2.Oturup 1 yıl daha çalışıp o üniversitedeki bölmü kazanmak. 3.Bu seçenek ise tüm bunları unutup yeni bir sayfayla hayata başlamak ki bu en zoru birde bu 3. seçenekte şu da var tam burslu olarak kazandığım daha iyi bir okula gitme imkanım var.Bu kadar çaresiz kalmamın sebebi de ne bir sosyal medya hesabı ne bir ulaşabileceği adres hiçbir şey elimde yok zaten okula da son dönem nakil olmuştum.O yüzden fazla kimseylede pek bir iletişimim yoktu.Sorun şu ki ben bunları yapmakla hata mı ediyorum bilemiyorum onun beni sevip sevmediğinden daha emin değilim aramızda tek geçen şeyler ben ilk geldiğimde gelip benle konuşurdu tek başına okula alıştın mı falan filan.Sabahları günaydın derdi yani konuştuğum tek kız ve hatta tek kişiydi yalnız o sıralar ben kendimi derslerime verdiğimden pek umursamadım.Çok karışık kafam ne yapmalıyım sizce ?

        1. miskinadam Post author Reply

          Selam. Beni, bizi (takipçileri) içini dökecek samimiyette gördüğün için teşekkür ederim. Elbette ilişki uzmanı değilim ama naçizane önerim, karşı taraf nasıl kendisini düşünüp tercihini yaptıysa senin de aynı şekilde kendini düşünüp tercihini yapmandır. Olası ilişkini değil, kendini! Kendi geleceğini. Seni birey yapacak, bağımsız kılacak, sana konforlu bir yaşam sunacak olan akademik hayatın neyi gerektiriyorsa onu yapmalısın. Gönül konusunu hafife almıyorum ama hayatının her döneminde duygularını bu kadar yoğun yaşamayacağını düşünüyorum. O nedenle tamamen duygusal bir karar vermemelisin. (Bence – Naçizane)

  4. Özlem Reply

    Bilmedigim konular hakkında yorum yapmamaya özen gösteririm ama bu kendimden dolayı çok iyi bildiğim bir durum maalesef. Güzel yazılmış emeğinize sağlık, aslında bildiğim ama unuttuğum tavsiyeler hatırlattığınız için teşekkürler 😊

    1. miskinadam Post author Reply

      Ne güzel bir yorum 🙏 Elbette yorum yapmak için uzman olmaya gerek yok. Şayet bende psikoloji bilimcisi değilim. Yaşayan, gözlemleyen, gözlemlerini ve fikirlerini yazım diliyle ifade eden bir içerik üreticisiyim. O yüzden yorumlarınız çok kıymetli. Size dokunabildiğime sevindim. Eksik olmayın.

  5. Furkan Kapıcıoğlu Reply

    Genelde farkında olduğumuz ama adını koyamadığımız için kargaşasını beynimizden çözemediğimiz durumlar vardır.. Bu da onlardan biri hatta onların en büyük sorun olanlarından biri. Tekrar aydınladığım veyahut silkelendiğin için ben de teşekkür ederim.

    1. miskinadam Post author Reply

      Anlam verebilmenin veya adını koyabilmenin verdiği rahatlığı bilirim. Güzel, buna sevindim. Yorum için teşekkür ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Görünüşe göre bu yazı ilgini çekti 💃🕺

Yeni yazılarımı Instagram'da duyuruyorum. Takip et, iletişimde kalalım ✔️