Ergenlik 30 Yaşına Kadar Sürer! Hayat 30'dan Sonra Başlar | MiskinAdam
PSİKOLOJİKYeni Yazı!

Ergenlik 30 Yaşına Kadar Sürer! Hayat 30’dan Sonra Başlar

Efendim, bu başlık çok nettir fakat bilimsel bir deneyin sonucu değildir. Buna karşılık sadece kişisel gözlem ve deneyimlerime dayanmaz, çeşitli bilim insanlarının ve düşünürlerin de görüşlerinden destek alır.

Peki bu bilginin (insanın ergenlik yaşının) bizim için ne önemi mi var? Yapma sevgili okur; bu bence huzur ile bunalım arasındaki ince çizginin içerisinde yer alan ince bir detaydır.

Kadın-erkek fark etmez. İnsanın ergenliği minimum 30 yaşına kadar sürer, diyorum.

Neden?

11-13 yaş arası zaten üreme fonksiyonlarının gelişmesiyle birlikte resmi olarak bir ergenlik çağı başlıyor. Ergenlik çağının kendi içerisindeki bunalımları veya çatışmaları sürerken üniversite öğrencisi oluyoruz.

Üniversitenin bir gence kattığı en önemli şeylerden biri de birey olmanın anlamını öğretmesidir, zannımca. Üniversitede ergen kaprislerimizi kimse çekmez ve  kimse bizim sorumluluklarımızı, bizim yerimize üstlenmez. Eğlencesi-özgürlüğü bir yana, sorumluğu da yüksek bir kurumdur.

Birey olmanın anlamını öğrendikçe ve nispeten birey olmaya başladıkça, nasıl bir birey olmamız gerektiğini düşünürüz. Önce kolaycılığı seçip kılık-kıyafetten yola çıkarız. Ben, fuların kaşkol zannedildiği diyarlardan gelip de üniversitede pipo kullanmaya başlayan çok insan gördüm. Sen de görmüşsündür. Eleştirmiyorum, çok görmüyorum çünkü hatırlıyorum: Ben de kılık-kıyafet veya aksesuara dayalı kimlik arayışlarında bulunmuştum. Muhtemelen sen de yapmışsındır.

Tüm bunlar, bir anda değişen hayatlarımızda kendimizi nereye konumlandırmamız gerektiğine dair problemlerdir. Kimlik arayışıdır. Gereklidir. İtirazım yok. Sadece neden-sonuç ilişkisi kurarak anlatmaya çalışıyorum.

Üniversite biter, iş arayışı başlar. Özellikle Türkiye’de bu arayış esnasında sağlıklı gençlerin yarısı akıl sağlığından olur. Psikolojik problemler başlar. Şanslı olup iş bulanlar ise yeni bir dünyaya hoş gelmiştir.

İş dünyası ne filmlerdeki gibi kısa sahnelerden oluşur, ne de dizilerdeki gibi, ajans içi aşk muhabbetlerinden… Çalışmak zorunda olduğumuzu… Düzeltiyorum: Çok çalışmak zorunda olduğumuzu anlayınca yeni yeni sorgular girer hayatımıza:

İnsan Ne İçin Yaşar?

Bu sorunun cevabı, hangi coğrafyada yaşadığına göre değişir ama sen evrensel bir cevap arıyorsan Lev Tolstoy’dan “İnsan Ne ile Yaşar” isimli kısa hikayeyi okumanı öneririm.

İşte, böyle sorular sorar, buna benzer cevaplar alırız. Okuduğumuz her kitap, derinlemesine sohbet ettiğimiz her insan ufkumuzu genişletir. Bu durum, kişisel gelişim açısından oldukça faydalı olabilir ama psikolojik açıdan bir hayli yorucudur.

Fiziksel ergenlik, üniversite, birey olma çabası, kimlik arayışı, iş, kariyer, aile kurma derken otuza merdiven dayarız. Tamamı bize ait olmayan (bir kısmı bize ait olan) tercihlerimizden sonra kim olduğumuzu yeniden düşünmeye başlarız. Bu süreç, içerisinde hayal kırıklıkları barındırdığı gibi, gerçeklerle yüzleşme yetisi de sağlar. Bu defa hayattan beklentilerimiz daha gerçekçi bir zemine oturur. Artık kim olduğumuzu ve hayattan ne beklediğimizi biraz daha iyi ve gerçekçi bir şekilde görürüz.

Okurken yoruldun mu bilmiyorum ama ben, tüm bu süreci kafamda canlandırırken bile yoruldum. Neyse ki bu, yaşanması gereken bir süreçtir ve artık taşlar yerine oturduysa hayat başlar.

Erik Erikson’un Psikososyal Gelişim Kuramı hakkında araştırma yazım var. Seni sıkmadan özetlemem gerekirse: Erik Erikson, insan hayatını 8 evreye ayırır ve her bir evrenin kendi içerisinde çatışmaları olduğunu iddia eder.

Benim anladığım, bu çatışmaların en yorucu olduğu evreler 0-30 yaş aralığını kapsıyor.

Türk psikiyatri profesörü Engin Geçtan ise İnsan Olmak isimli kitabında, insanın doğuştan “eksiklerini tamamlama” isteğine sahip olduğunu savunur. Yine aynı kitapta şu ifadeler yer alır:

“Kişiliğin bireyleşebilmesi için, insanın kendisine ilişkin gerçekleri olabildiğince bilinçlendirebilmesi gerekir. Ne var ki birçok insan kendini tanımak için çaba göstermeksizin yaşamına anlam katabilmeyi umar ve beklediklerini bulabilmek için bir mucizenin gerçekleşmesini bekler. Oysa insan, gerçeklerini tanıyabildiği oranda kendisiyle uzlaşır ve çevresine karşı da daha hoşgörülü olur. Bunu başaramayan biri ise hoşlanmadığı ve kabul etmediği bilinçdışı benliğini diğer insanlara yansıtır, onları eleştirir ve kınar.”

Engin Geçtan | İnsan Olmak İsimli Kitabından Alıntı.

Neden 30 Yaş?

Kendini tanıma süreci, bizim kısaca “bunalım” dediğimiz duyguya tekabül eder. Benim sınırı 30 yaşa koymam tamamen semboliktir. Daha erken yaşlarda bu farkındalığa ulaşmanın, deneyim açısından oldukça güç olduğunu düşünüyorum.

Tam bu sırada psikiyatrımın bana söylediği söz aklıma geliyor: İçsel çatışmalarının seni geliştirdiğinin farkında mısın? Bu soru, umut verici olduğu kadar, yaşanan içsel çatışmaların (veya bunalımların) kendini geliştirmeye çalışan insanlarda olası bir durum olduğunun işareti değil midir? Bir kademe daha özetlemek gerekirse: Huzura kavuşmak, olgunlaşmayla ilgilidir ve olgunluk, sadece zeka değil, biraz da yaşanmışlık (yaş) gerektirir. Kimileri için bu yaş sınırı otuz, kimileri için kırk olabilir. Nitekim çok erken yaşta olmayacağını bilmek ve yaşanan bunalımlara, olgunlaşma sürecinde ödenen bedeller gözüyle bakmak faydalı olsa gerek.

Öte yandan bazıları için ergenliğin ömür boyu süreceğini de düşünüyorum. Hiç farkındalık egzersizi yapmayan, kendi gerçekleriyle yüzleşmeyen birinin olgun ve huzurlu bir hayat yaşayabileceğine ihtimal vermiyorum. Aynı şekilde bu olgunluğun 30 yaşından önce sağlanabileceğine de pek ihtimal veremiyorum. Yazımın slogana benzer başlığı, bu düşüncelerimden ve araştırmalarımdan ileri gelmektedir.

Kapanışı Çinli filozof, eğitimci ve yazar Konfüçyüs’ün sözüyle yapmak istiyorum.

we have two lives, and the second begins when we realize we only have one

“İki hayatımız var ve ikincisi, sadece tek bir hayatımız olduğunu fark ettiğimizde başlar.”
Konfüçyüs (Confucius)

MiskinAdam | Anlatmaya Üşendiklerimi Yazıyorum


Yeni yazılarımı Instagram'da duyuruyorum. Takip et, iletişimde kalalım ✔️

2 Yorum “Ergenlik 30 Yaşına Kadar Sürer! Hayat 30’dan Sonra Başlar

  1. Gülay Yazan Reply

    Çok güzel bir yazı olmuş. Özellikle bizim toplumumuzu çok net yansıtmış. Üstün Dökmen “İletişim Çatışmaları ve Empati” adlı kitabında bu konuyu aynen sizin gibi ele almıştır ve Ataerkil toplumlarda birey olabilmenin çok zor olduğu gerçeği nedeniyle ergenlik psikolojisinin asla sona etmediğine dikkat çekmiştir.
    Erik Erikson’un Psikososyal Gelişim Kuramı hakkında araştırma yazınızı nasıl okuyabilirim?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yeni yorumları e-posta aracılığıyla bana bildir. Ayrıca yorum yapmadan da abone olabilirsiniz.

Bu yazı ilgini çekti mi?

Yeni yazılarımı Instagram‘da duyuruyorum. Takip et, iletişimde kalalım ✔️