Toksik İnsan Nedir ve Bize Nasıl Zarar Verir? - MiskinAdam
PSİKOLOJİK

Toksik İnsanlar Bize Nasıl Zarar Verir? Toksikten Kurtulma Mevsimi

Toksik insan nedir? Aslında çok kolay bir tanım. İsminden yola çıkarak tahmin edeceğiniz üzere;

Toksik: Zehir, bünyeye zararlı madde…

Toksik insan: Bize iyi gelmeyen kişiler için kullandığımız bir terim.

Dolayısıyla biz de bir başkasına göre toksik olabiliriz. Daha iyi ifade edebilmem için Çıkmam Lazım Hayat Kaçıyor adlı romanımdan küçük bir bölüm paylaşmak istiyorum:

“Bana kalırsa, özünde iyi olup size kötü gelen herkes toksiktir Serdar Bey.” 

Başta bu cevabı biraz kolaycı buldum fakat açıklamaya devam edince iyi bir özet olduğunu düşündüm. Birinden bahsederken “özünde iyi” demek zorunda kalıyorsak, dışardan iyi görünmediğini veya bize iyi gelmediğini itiraf etmiş oluyormuşuz. Öte yandan özünde iyi olduğunu bildiğimizden ya da öyle olduğuna inandığımızdan dolayı ilişkimizi sürdürmeye devam ediyormuşuz. Aslında karşımızdaki insanın iyi olmasından ziyade, bize iyi gelip gelmediğini de gözetmemiz gerekiyormuş. Mesela ben de iyi bir insana benziyormuşum. Çok iyi biri olabilirmişim ama bir başkasına iyi gelmiyorsam o kişi için toksik olurmuşum. Keza bu durum kendisi gibi, herkes için geçerliymiş. Hak verdim mi? Kesinlikle!

Toksik İnsanlar Bize Nasıl Zarar Verir?

Kendimizi ne kadar iyi tanıyoruz? Özellikle de kabullendiğimiz olumsuz yönlerimizin aslında bize ait olmayan, geçici davranışlar olduğunu görmek; bu konuda onaylanmak ve çok güzel geri bildirimler almak nasıl iyi geliyor biliyor musunuz? Eminim bu yazımda da kendinizden bir şeyler bulacaksınız ve duygularınızla barışma konusunda daha gönüllü olacaksınız. Öyleyse devamını okumaya davet ediyorum:

Okuyan, izleyen, araştıran, tartışan ve dolayısıyla kendini geliştiren herkes, çevresinden aldığı eleştirileri (geri bildirimleri) dikkate alır. Hepsini kabul etmek zorunda olmasak da şayet gelişime açık biriysek karşımızdakinin haklı olabilme ihtimalini daima değerlendiririz. Bazen onaylar bazen de reddederiz. Fakat bazen bilinçsizce manipüle edilmişizdir veya birden fazla kez olumsuz eleştiriye maruz kalmışızdır. Böyle durumlarda da genellikle olumsuz eleştirileri kabul edip kendimizi suçlamışızdır. İşte, benim de tam olarak parmak basmak istediğimn yer burası. 

  1. Eleştiriyi yapanın hayatımızdaki yeri ve önemi ne?
  2. Eleştiriyi yapanın kendisi bu konuda ne kadar iyi?
  3. Eleştiren kişi bizzat konunun muhatabı mı yoksa sadece bir dış göz mü? 

Bu soruların cevabı şu yüzden önemli: Eleştiriyi yapan kişinin hayatımızdaki yeri ve önemi büyükse eğer onu onaylama konusunda mantıksal olmak yerine duygusal olabiliriz ki bu da aslında doğru olmayan bir eleştiriyi kabul etmemizle sonuçlanabilir. Ben özellikle bu yüzden psikolojik konularda profesyonel desteği öneriyorum. Karakter analizi, arkadaş işi değildir; uzman işidir. 

İkinci sorunun cevabı da önemlidir çünkü şunu deneyimledim: Çevreniz genellikle kendi zayıf  yönlerini sizde gördüğünde eleştirmeye daha meyillidir. Örneğin size cimri diyen birisi sizden daha cimri olduğu için kendi eksiklerini sizi eleştirerek örtbas ediyor olabilir; kendisi bile farkında olmadan. 

Yine de bu durumu bir bahaneye dönüştürüp eleştiriye kapalı olmamalıyız tabii. Sadece bu olasılığın varlığını aklımızın bir köşesinde bulundurmamız gerektiğini hatırlatıyorum.

Üçüncüsü  ise en önemli soru. Örneğin “sen sevmeyi bilmiyorsun” diyen kişi eğer sizi seven biriyse bu yorumu kendi sevgisine karşılık alamadığı için yapmış olabilir. Oysa o kişiyi sevmemeniz, sevmeyi bilmediğiniz anlamına gelmez değil mi? Sadece onu sev(e)mediğiniz anlamına gelir. Dolayısıyla böyle bir senaryoda yapılan eleştiri bir hayli manipülatiftir ve hiç objektif değildir. Şimdi gelelim gerçek örneklere. 

Çoğu kez yaptığım gibi yine kendimi yatıracağım masaya ve örnekleri kendi üzerimden vereceğim. Elbette konu ben değilim. Benzer şeyler yaşadığımızı düşünüyorum sevgili okur. Şunu bizzat yaşadım: Uzun yıllar ait olmadığım bir yerde ait olmadığım bir hayatı yaşadığımı düşündüm. Haklıydım ama o zamanlar emin değildim. Bu durumda yaşadığım sıkışmışlık hissi tüm davranışlarımı etkiliyordu. Çünkü mutsuzdum. Mutsuzken, özellikle de olumsuz taraflarımı sayacak olursak şöyle biriydim:

Enerjisi düşük, yeni deneyimlere kapalı, hırçın, doğrularına çok fazla güvenen, aşka inancı olmayan, az konuşan, az gülen, somurtkan, çok çabuk parlayan hatta biraz da kaba biri… 

Bu durumda olmamda az veya çok payı olanlar da beni eleştiriyordu elbette. O an haklıydılar ama onlar sadece kendileriyle olan iletişimime göre yorum yapıyor ve bu durumda kendi payına düşenleri hiç görmüyorlardı. Kızamam. Bunların farkına varmak kolay değil elbette. Nitekim, konfor alanımdan çıkıp ait olmadığımı düşündüğüm hayatı terk ettiğimde ne oldu biliyor musunuz? Yukarıda kalın harflerle yazdığım olumsuz özelliklerin hiçbirine sahip olmadığımı fark ettim; en azından ortalamanın üstünde (aşırı) sahip olmadığımı… Üstelik bunu fark etmemi de yine çevremdeki insanların geri bildirimleri sağladı. Nasıl mı? 

Çoğunuzun bildiği üzere yakın zamanda ait olduğumu düşündüğüm yaşam alanına ve hayata geçiş yaptım. Bu bana o kadar iyi geldi ki adeta fabrika ayarlarıma geri döndüm. Şimdi de fabrika ayarlarımı anlatayım: 

  • Spotify’ın analizine göre Türkiye’deki müzik dinleyicilerinden %86 daha fazla müzik dinliyormuşum. Dinlediğim müziklerin çoğu hareketli ve kulaklığımı takıp dakikalarca yürüyorum. Kısa mesafede taksiye binmiyorum çünkü gideceğim yere kadar daha fazla müzik dinlemek istiyorum. Hatta yolda yürürken dans ediyorum. Hani enerjim düşüktü?
  • Konserlerden hoşlanmazdım ama konserlere gidiyorum ve çok keyif alıyorum. Hani yeni deneyimlere kapalıydım?
  • Kimseye ters cevaplar vermiyorum ve sakinliğimi koruyorum. Hani hırçın biriydim? 
  • Eskiden birisi “aşk” dediğinde “hadi lan ordan, ergen misin?” derken, artık “aşk hayatın dinamosuymuş” diyorum. Hani aşka inancım yoktu?
  • Sürekli arkadaşlarımla buluşup sabahlara dek gevezelik yapıp kahkahalar atıyorum. Hani az konuşan, az gülen ve hatta somurtkan biriydim?
  • Artık trafikte eskiye nazaran çok daha az/nadir sinirleniyorum. Hani çok çabuk parlayan biriydim?
  • Artık sürekli “çok naziksin” şeklinde geri bildirimini alıyorum. Hani biraz kabaydım? 

Değilmiş arkadaşlar. Bu olumsuz sıfatları kabullenmeme sebep olan şey tamamen toksik ilişkilerimmiş. 

Bunu sadece sevgili olarak düşünmeyin. Bize iyi gelmeyen herkes toksiktir. Onları hayatımızdan çıkarmadan veya mesafe koymadan kendimizi tanımamız mümkün değilmiş. Üstelik zamanında psikoloğum bu olumsuz eleştirilerin hiçbirine katılmamıştı ama ben yine de kendisine yeterince itibar etmemiştim. Haklıymış oysa. Şimdi çevremden gelen yorumlar, uzman yorumuyla çelişmiyor, aksine onaylıyor. 

Kim olduğumuzu değerlendirirken hangi şartlar altında o kişi olduğumuzu da değerlendirmemiz gerekiyormuş. Ben bunları uzun süredir yaşıyor ve kendimi izliyorum. Aslında bu yazıyı aylar önce yazacaktım ama duygu durumumdan emin olmak için bekledim. Artık eminim…

“Kişiden kişiye değişiyorum. Çünkü kötü olan biri, benim iyi yüzümü görmeyi haketmiyor.”
Charles Bukowski

Bukowski’ye kısmen katılıyorum ama ifadeyi yeterli bulmuyorum. Çünkü kötü olanı herkes çıkarabilir hayatından ve kötü olanın ne düşündüğünün de bir önemi yoktur. O yüzden şunu söyleyerek sonlandırmak istiyorum: 

“Özünde iyi olup size kötü hissettiren insanları hayatınızdan çıkardığınızda kendinizi yeniden tanıyabilirsiniz.”


Yeni yazılarımı Instagram'da duyuruyorum. Takip et, iletişimde kalalım ✔️

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yeni yorumları e-posta aracılığıyla bana bildir. Ayrıca yorum yapmadan da abone olabilirsiniz.

Bu yazı ilgini çekti mi?

Yeni yazılarımı Instagram‘da duyuruyorum. Takip et, iletişimde kalalım ✔️