Mutsuz Psikiyatr Asiye Hanım - Kısa Öykü | MiskinAdam
KAFA AÇANLAR

Mutsuz Psikiyatr Asiye Hanım – Kısa Öykü

Bu yazı, mutsuz psikiyatr Asiye’nin gerçek kimliğini sorgulayan, kurgusal bir öykü denemesidir.

Kapının üzerine gelişigüzel takıldığı besbelli ve her an düşecekmiş hissiyatı veren ekrana baktı. Muhtemelen, hayatında hiç estetik kaygı taşımayan biri tarafından yapılmıştı bu montaj. Zamanı geri sarıp o ana gitmiş gibi, taşınabilir merdiveni kapının eşiğine dayayan, üstü başı toz içerisinde, hafif göbekli, 30-35 yaşlarındaki montaj ustasını gözünde canlandırdı. Merdivenin son basamağına kadar çıkmayıp kollarını baş hizasına kaldırarak çalıştığı için üzerindeki penye yukarı çekilmiş, beli açılmıştı. O an ustanın, terden sararan don lastiğini ve deniz yosunları gibi üzerini örten pis kıllarını gördü adeta.

psikiyatri kliniği hasta bekleme salonu

Yüzünü ekşitmesine sebep olan tahminleri bir kenara bırakıp ekranda kendi ismini aradı. Göremedi. Ekrana sığmayan listenin aşağılarında yer aldığını fark etti. Beklemekten başka seçenek olmadığına göre, montaj ustası hakkında biraz daha tahminde bulunmak, zihnini oyalaması için en ucuz seçenek oldu. Belli ki bu adam, –erkek olduğundan şüphesi bile yoktu– tüm sanat dallarına kayıtsız biriydi.

Biliyorum, dedi içinden. Aynı gün, koca araştırma hastanesindeki yüzlerce kapıya bu ekrandan takmak zorunda kalmış olmalı. Yapması gereken, olabildiğince hızlı bir şekilde matkabı duvara dayamak ve yarım dakika içerisinde dört delik açmak. Sonra plastik dübelleri hızla deliklere yerleştirip, ekran ile duvar arasında bağlantı kuracak demir aparatın vidalarını sıkmak. Böyle ustalar, vidaları elle çevirmezler. Şarjlı tornavida ile dört vidayı saniyeler içerisinde sıkmış olmalı. Sonuç olarak, toplam üç dakikada gerçekleşen bir montajdan ne bekliyorum ki? Yine de ekranın sağ tarafı biraz aşağıda kalmasaymış iyi olurmuş. Kapının eşiğinden geçerken kafama düşecekmiş gibi duruyor.

Araştırma hastanesinin en sakin bölümünde, psikiyatr odalarının olduğu koridorda beklemesine rağmen, ekrana sığmayan bu listeyi anlamak mümkün değil. Görünürde bir kendisi, bir de dört kişilik bankların her birinde tek başına oturan üç beş hasta vardı bekleyen. En sevmediği şey de bu çelişkiler veya anlam verememe durumlarıydı. Dişlerini gıcırdatarak başını kaldırdığında kendi ismini ekranda gördü. Sıradaki hasta: Yusuf Ayaz.

Yusuf, çocukça davranışların hoşgörüyle karşılanacağı dönemde, yani çocukluk döneminde bile olgun davranışlarıyla tanınan biriydi. Bugün, 25 yaşında bir genç olmasına karşılık olgunluk yaşına 40 demek mümkündü. Kendini hem toplumun hem de tanrının kurallarıyla sınırlamış, baskılamış ve hayatının her döneminde taşkınlıktan uzak durmuştu. Sonunda ise bir psikiyatri kliniğinin önünde, “hasta” sıfatıyla nitelenen ismine bakıyordu. Sıradaki Hasta: Yusuf Ayaz.

Hızla yerinden kalktı. Nezaketen kapıyı tıkladığı esnada, acaba adının kaç saniye boyunca ekranda kalmış olabileceğini düşündü. Kimseyi bekletmekten hoşlanmazdı ve şimdi doktoru, birkaç saniye de olsa gereksiz yere bekletmiş olabilirdi. Suçluluk duygusuyla önce başını soktu eşikten. Mahçup bakışlarını doktora yöneltip davet bekledi. Doktor, bir önceki hastanın bilgilerini tamamlamakla meşgul olsa gerek, kafasını kaldırmadı bile.

“Merhaba” dedi Yusuf; hasta sandalyesine otururken. Birkaç saniye sessizlik oldu. Yanıt alabilmek için doktorun önündeki evrağı tamamlaması gerektiğini fark etti.

Sessizlik süresince doktorunu inceledi Yusuf. 45 yaşlarında, sakinliğiyle adeta deneyim satan birine benziyor. Bu iyi. Gerçi, üzerindeki aksesuardan anlaşıldığı üzere, şüphesiz dini bütün bir hanımefendi ama bunun ne önemi var? Sonuçta burası bir psikiyatri kliniği ve burada tanrının değil; bilimin ahlak kuralları geçerlidir. Bu kadın, bunun bilincinde ve olgunluğunda olmalı, diye üşündü; bir “merhaba” alamadan.

“Evet, sizi dinliyorum” dedi doktor hanım. Yine kısa bir sessizlik oluştu. Ayakta duran metal bir kalemin yanında, Doç. Dr. Asiye Küçük yazılı, parlak ama altın olmadığı besbelli olan künyeye baktı bir süre. Henüz selamlaşmadığı birine, tüm dertlerini nasıl anlatabileceğini düşündü Yusuf. Söze nereden ve nasıl başlayacaktı? Bir süre daha doktor hakkında tahmin yürütmeye devam etti. En fazla sekiz saatlik bir mesaide, seksenden fazla hastaya zaman ayırmak zorunda kalan birinin, sabırsız sorgularının normal olabileceğini düşündü. Burası bir devlet hastanesi ve zaman çok kıymetli. Merhabalara, nasılsınlara zaman yok. Derdimi anlatacağım ve benim gibi yüzlercesini tedavi etmiş bu deneyimli kadından reçetemi alıp çıkacağım.

Boğazından değil de karnından çıkan bir ses tonuyla, suç işlemiş çocuk mahçupluğunda “hayattan keyif alamıyorum” dedi.

Asiye, gözlerini hastasına dikti. İşte en nefret ettiği hastalık: Hayattan keyif alamama. Her uzmanın kendince yorumları olduğu gibi, Asiye’nin de bu konuda kimseye bahsetmediği bir yorumu vardı elbette. Hayattan keyif alamama hastalığını, “şımarıklık hastalığı” olarak yorumluyordu. Suçlayıcı bakışlarını hastanın üzerinden alıp tekrar önündeki evraklara baktı.

Sevdiği erkekle kaçarak evlenen kız kardeşini hatırladı. O da bir süre sonra ablasını arayıp psikolojik destek istememiş miydi? O da “hayattan keyif alamıyorum” dememiş miydi? Yahu sen, sevdiğin insanla evlenmek için tüm gemileri yakıp ailemizin şerefini iki paralık edecek kadar gamsız bir insansın. Ne okumak için gayret ettin, ne de üretime katılıp çalışmayı tercih ettin. Yediğin önünde yemediğin arkanda. Ne oluyor da hayattan keyif alamıyorsun? Keyif alamıyorsan kollarını salla. Dirseklerine kadar uzanan bileziklerinin şıkırtısı sana müzik gibi gelecek ve seni rahatlatacaktır. Hayatta hiçbir mücadelesi olmayan bir insanı ne yormuş olabilir? Tamam, babamız bizi çok döverdi ama bir o kadar da çok severdi. Ben hep ona layık olabilmek için uğraştım. Sen, lisede arkadaşlarınla okuldan kaçarken ben teneffüslerde bile ders çalışırdım. Babam hep doktor olmamızı isterdi ve ben sırf o mutlu olsun diye, asla ilgimi çekmeyen tıp bölümünü yazdım. Kazandım da! Çalışmaktan evlenmeye fırsat bulamadım be! Yalnız başıma öleceğim şu dünyada. Bu kadar fedakarlığı yapan ve kendi hayatından vazgeçip babasını mutlu eden benim ama hayattan keyif alamayan sensin. Yaradan aşkına, bu ne şımarıklık kardeşim!

Yıllar önce telefonda kendisinden yardım isteyen kız kardeşine söylemediği ne varsa önündeki evraklara tek tek söylemiş oldu Asiye. İçinden geçen bu düşünceler, bir miktar rahatlamasını da sağlamış oldu. Adı kadar emindi; Yusuf da kız kardeşi gibi şımarıklık hastalığına yakalanmıştı. Genellikle hastalarının hissettiği “onaylanma ihtiyacı”nı hissetti içten içe. Normalde asla sormaz ve direkt yatıştırıcı bir reçete ile gönderirdi ama bu defa sordu:

-Örnek verir misiniz Yusuf bey? Mesela, neyden keyif alamıyorsunuz?

Bu sorunun cevabı çok zor. Hiçbir şeyden keyif alamayan birinin, neyden keyif alamadığını anlatabilmesi için sonsuza uzanan bir liste yapması gerekmez mi? O kadar vaktinin olmadığını bildiği için en temel ihtiyaçlardan ve dürtülerden bahsetmeye karar verdi. Sonuçta temel ihtiyaçlarının giderilmesinden ve dürtülerinden keyif alamayan birinin başka nelerden keyif alamadığını sorgulamanın anlamı olmaz, diye düşündü.

-Yemek! Mesela yemek yerken bile vakit kaybettiğimi düşünüyorum. Sonra… Sonra şey… Cinsel ilişki! Sağlıklı bir erkeğim. İstediğim zaman kendi kendime tatmin olabiliyorum ama eşimle ilişkiye girmek istemiyorum. Hiç istemiyorum. Adeta, köşe bucak kaçıyorum evde. Hayır, gözüm dışarıda değil. Başka kadınlara da ilgi duymuyorum. Hiç bir şey istemiyor canım.

Asiye, soruyu sorduğuna pişman oldu. Dindar kimliğini apaçık ifade eden kılık kıyafetine rağmen, nasıl oluyor da bu küstah herif, cinsel problemlerini kendisine anlatabiliyordu? Çok istiyorsa erkek bir danışman bulması gerekmez miydi? Derhal reçetesini yazıp göndermeye karar verdi. Bir yandan reçeteyi yazarken, diğer yandan düşündü. Yahu bunlara aileleri hiç mi terbiye vermemiş. Ah benim canım anam. Henüz 6 yaşımdayken öğretmeye başlamıştı bana ahlak kurallarını. Söyledikleri halen daha aklımda. Hiç unutur muyum?

mutsuz psikiyatr doktor

“Asiye, kızım bak sen artık çocuk değilsin, 6 yaşına geldin. O çok sevdiğin peri kızı kostümünü artık giyemezsin. Ben sana, vücudunu güzelce örten, çok güzel kıyafetler alacağım. Sonra bak, seneye okula gideceksin. Okuldaki erkek çocukları, Gülizar’ın oğlu Samet gibi iyi niyetli sanma sakın. Samet’i çok severim. Yazın oturdu, din kitabını ezberledi. Kerataya bak sen. Çok iyi, çok temiz çocuk. Aman ha kızım! Sakın ola okuldaki erkek çocukları Samet’le bir tutma. Uzak durmaya çalış”

Anacığım ne kadar da haklıydı. O çocuklar büyüyüp sapık olmadılar mı? Bunca tecavüz suçunu, bunca taciz suçunu, bunca ahlaksızlığı erkekler yapmadı mı? Annemin bahsettiği o erkekler işte. Boşuna demezler “insan yedisinde neyse yetmişinde de odur” diye. Annem haklıydı işte. Samet’i de görüyoruz şimdi. Mahallemizin ibadethanesinin hocası oldu. Evet, insan yedisinde neyse yetmişinde oymuş işte.

İçinden kendi kendine konuştuğu sırada reçeteyi de yazıverdi Asiye. Bir kelime daha etmesine müsaade etmediği hastasının eline reçeteyi tutuşturup “çıkarken sıradaki hastaya girmesini söyleyin lütfen” dedi.

Miskin Adam | Kısa Öykü 

DİKKAT: Hikayede geçen kişiler hayal ürünüdür.

12 Yorum “Mutsuz Psikiyatr Asiye Hanım – Kısa Öykü

  1. Esra Reply

    Okurken odanın şekli ve asiye gözümde belirdi. Ama diğer eksik kalan cisimleri beynim otomatik tamamladı sanırım. Yusuf gözümde pek canlanamadı. Hikayenin akış şekli güzeldi. Daha iyilerini okuyacağıma eminim. 🙂

    1. miskinadam Post author Reply

      Asiye Hanım, gözünde canlandıysa bunu güzel bir başlangıç kabul ediyorum çünkü asıl konumuz Asiye hanımdı. Yorum için teşekkür ederim.

  2. cem oz Reply

    Hikaye tarz olarak çok iyi. Okurken kargaşa yaratmıyor.
    Dr. Asiye Küçük’ün annesinden aldığı ahlak dersi ve sonrasında kendi kendine yaptığı yorumlardan onun da bir psikiyatrise ihtiyacı olduğunu anlıyorum.

    Bence (nacizane olarak) bazı noktalar da belirsizlik var;
    Yusuf Tıp fakültesini kazanmış fakat sonuç ne olmuş, bilinmiyor. Yusuf’un kız kardeşi hakkında düşündüklerinin hikayenin bütünüyle bir ilgisi yok. Hikayeden çıkarılsa bir şey eksilmez.
    Dr. Asiye Küçük Psikiyatrist olmuş ise insanların en gizli sırlarına aşina olmayı bilmesi gerekmez mi?

    Selam ve sağlık ile..

    1. miskinadam Post author Reply

      Merhaba;

      Tıp fakültesini kazanan Yusuf değil; Dr. Asiye hanım. Sanırım ya benim eksik ifademden ya da bir anlık dikkatsizliğinizden kaynaklı; Asiye Hanım’a ait iç sesi, Yusuf’un iç sesi zannettiğiniz bir bölüm olmuş.

      Ve evet, Asiye hanımın insanların problemlerine çözüm üretirken, problemleri kategorize etmeden, ayıplamadan çözüm araması gerekir. Zaten konu da bu ya 🙂 Asiye hanım, sırf ezber ilmiyle doktor olmuş sanırım. İşe pek akıl katmamış gibi…

      1. cem oz Reply

        Kesinlikle; bütün bir paragrafı Yusuf’un iç sesi olarak algılamışım. Hikayede anlatıcının değişmesi bende kafa karışıklığı yaratmış.

        Özür ve sağlık ile kalın..

        1. miskinadam Post author Reply

          Estağfurullah. Demek ki daha sade yazmam faydalı olabilir. Geri bildiriminiz için müteşekkirim.

  3. I'Hakan Reply

    Merhabalar yazılarınız gerçekten çok güzel ve anlaşılır. Blog yazmanın püf noktalarını anlattığınız bir yazı yazarmısınız birde sizin ağzınızdan dinleyelim 🙂

    1. miskinadam Post author Reply

      Teşekkür ederim. Yalnız, yorum yaparken kullandığınız nickname üzerinden tahminde bulunuyorum: SEO kaygısıyla içerik üretiyor olmalısınız. Amacınız, daha fazla ziyaretçi edinmekse bir şey diyemem ama güzel (edebi, akıcı veya derin) yazmak istiyorsanız, SEO kurallarını düşünmeden yazmanızda fayda var. Naçizane önerim budur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yeni yorumları e-posta aracılığıyla bana bildir. Ayrıca yorum yapmadan da abone olabilirsiniz.

Bu yazı ilgini çekti mi?

Yeni yazılarımı Instagram‘da duyuruyorum. Takip et, iletişimde kalalım ✔️