Sevdiklerimizle Neden Sürekli Kavga Ederiz? - MiskinAdam
SOSYOLOJİK

Sevdiklerimizle Neden Sürekli Kavga Ederiz?

Kaybetmekten korktuğumuz veya korkmadığımız insanlarla nasıl iletişim kuruyoruz? Nazımızın geçtiği insanlarla nasıl iletişim kuruyoruz? Sevdiğimiz veya sevmediğimiz insanlarla; mesafeli olduğumuz veya mesafeleri kaldırdığımız insanlarla nasıl iletişim kuruyoruz? Kimlerle uzlaşıyor kimlerle bir türlü uzlaşamıyoruz? Neden? Ne yapmalı? 

Kaybetme Korkusu

Genellikle sevgilimiz, eşimiz, dostumuz, aile bireylerimiz gibi en yakınlarımıza karşı daha cüretkâr daha kırıcı daha keskin bir dille iletişim kurmayı seçiyoruz. Neden? Çünkü kaybetme korkumuz yok denecek kadar az ve içten içe bunun farkındayız. Düşünsenize: Bir tartışma anında sevgilimize “kapat çeneni” diyebilirken aynı tepkiyi iş arkadaşımıza verebiliyor muyuz? İstisna durumlar hariç, bu kırıcı dili, iş arkadaşlarımız gibi profesyonel iletişim kurduğumuz kişilere karşı tercih etmiyoruz. Biliyoruz ki bizimle güçlü bağı olmayan herhangi biri, bizim kırıcı üslubumuza katlanmak zorunda değil. Öte yandan biliyoruz ki iş arkadaşı örneğinde olduğu gibi, sürdürmek zorunda olduğumuz ilişkilerimiz var. Öyleyse sevgilimize, eşimize, dostumuza neden aynı inceliği gösteremiyoruz? 

İnsan Sevdiğini Yerden Yere Vurur mu?

Cevap belli: Nazımız geçtiği için… Evet, birine nazımızın geçmesi çok şirin görünüyor olabilir fakat bu naz meselesinde kantarın topuzunu kaçırdığımızı birçok kez fark edemiyoruz. Bir kırıcı söze bizi gözden çıkaramayacağını bildiğimiz insanlara karşı olabildiğince acımasız olabiliyoruz. Özellikle de kaybetme korkumuz yokken/azken. Öyleyse bu durumun farkına varmalı ve burayı onarmalı değil mi?

Mesafeli Olmak Neden Önemli?

Bir de mesafeyi kaldırdığımız insanlarla olan iletişimimiz var. Esasen buna “mesafe” demek yerine “seviye” demek daha doğru olabilir. Seviyesiz bir dili tercih ettiğimiz insanlarla uzak veya yakın fark etmez; kırılmış potlarla dolu iletişim kuruyoruz. Haliyle iletişim kalitemiz bozuluyor. O halde bunun da çözümü basit değil mi? Demek ki seviyeyi düşürmemeli…

Toksik İlişkileri Nasıl Değerlendirmek Lazım

İşin bir de toksik ilişkiler boyutu var. Kısaca şöyle özetlemek isterim: Özünde iyi olduğuna inandığımız fakat bize iyi gelmeyen insanlarla olan iletişimimiz tam bir karmaşadır. Burası derin çünkü birçok kez neden böyle olduğunu fark edemeyiz. Nedenini de kısaca özetleyeyim: Özünde iyi olduğuna inandığımız kişi büyük ihtimalle bizim şemalarımızı tetikliyordur. Ya da biz onun şemalarını tetikliyoruzdur. Örneğin çocukluğunda yaşadığı bir takım olaylar nedeniyle aşağılık kompleksi geliştirmiş bir arkadaşımızla iletişim kurarken, onu eleştirmesek bile bir şekilde şemalarını tetikliyor ve aşağılandığını düşündürüyor olabiliriz. Aşağılandığını düşünen her insan gibi, kendisi de sert tepkiler veriyor olabilir. Bu da aramızdaki iletişimin gerilmesine sebep olabilir. 

Özellikle aşağılık kompleksi üzerinden örnek verdim çünkü naçizane deneyimlerime göre en zor iletişim kurulan kişiler, kompleksli kişilerdir. Yaptığı yemeğe tuz atmayı unutmuştur, yemeğin tuzsuz olduğunu söyleriz, kendisini yemek yapmayı bilmemekle suçladığımızı düşünür. Oysa ki niyetimiz o değildir. Yemek yapmayı bilmediğini değil, sadece o yemeğe tuz atmayı unuttuğunu söylemek istemişizdir. Bir anda bizi gereksiz bir tartışmanın içine çeker ve belki de sonunda özür dilemek zorunda kalırız. Kendimizi suçlu hissederiz. Suçluluk psikolojisi de zordur mirim. Olan bitene anlam veremeyip karşılıklı birbirimizi yıpratmaya başlarız. Demek ki aşırı alıngan tarafın, neden bu kadar alıngan olduğunu düşünmesi, anlaması gerekir.

Son olarak, uzlaşmak istemediğimiz insanlardan bahsedeceğim. Bunu da özellikle gönül ilişkilerinde gözlemliyorum. 

Her Konuda Uzlaşmak Zorunda mıyız?

Bazı konularda uzlaşamadığı halde sürekli dönüp dolaşıp aynı konuyu tartışan çiftler görüyorum. Keza benim de başıma gelmiştir. Yıllar sonra fark ettim ki uzlaşmak isteyen herkes uzlaşırmış. Eğer iki insan uzlaşamıyorsa taraflardan birinin veya ikisinin uzlaşası yoktur. Bunu bu şekilde itiraf etmeyip bazen haklı olmak mutlu olmaktan daha önemliymiş gibi birbirimizi yıpratır dururuz. Ayrıca çiftler her konuda uzlaşmak zorunda değildir. Bunu kabullenmek de bir tür uzlaşma halidir. Yeter ki uzlaşmaya niyetimiz olsun…

İşte, tüm bu iletişim tıkanıklıklarının çözümünü farkındalıkta buluyorum. Herkes kendini tanımalı, kendi gerçekleriyle kendi eksiklikleriyle yüzleşmeli. Herkes kendi kusurlu yönlerini törpüleme konusunda gayret göstermeli. 

Kişisel farkındalık konusunda üzerimize düşeni –gerçekten- yaptığımıza inanıyorsak, buna rağmen karşımızdaki insanla sağlıklı iletişim kuramıyorsak ortada gerçek bir SAĞLIK PROBLEMİ olabilir. Buna karşılık doktor olmadığımız için ya da karşımızdaki doktor olmadığı için, aşamadığımız sorunları mesafe koyarak aşmak zorunda kalırız. Çözüm aradığımız halde, elimizden geleni yaptığımıza samimiyetle inandığımız halde halen daha sağlıklı iletişim kuramıyorsak neden iletişimi sürdürmeye çalışıyoruz ki? Böyle davrandıkça birbirimiz için toksik (zehir) hâle gelmemiz kaçınılmaz değil mi? 

Bana kalırsa hepimiz kendi gerçeklerimizi kendi şemalarımızı tanımalı, üzerimize düşeni yapmalı, yardım almamız gerekiyorsa yardım almalı, kendine yardımcı olmak istemeyen insana da yardımcı olma konusunda ısrarcı olmamalıyız. Keza kendisine yardım etmek istemeyen insana kimse yardım edemez. Haklı olmak istemek gibi beyhude bir çabayla birbirimizi yıpratmaya gerek var mı?

Anlatmaya Üşendiklerimi Yazıyorum
MiskinAdam


Yeni yazılarımı Instagram'da duyuruyorum. Takip et, iletişimde kalalım ✔️

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yeni yorumları e-posta aracılığıyla bana bildir. Ayrıca yorum yapmadan da abone olabilirsiniz.

Bu yazı ilgini çekti mi?

Yeni yazılarımı Instagram‘da duyuruyorum. Takip et, iletişimde kalalım ✔️