Seni Biraz Seviyorum; Çok Değil | MiskinAdam
KAFA AÇANLAR

Seni Biraz Seviyorum; Çok Değil

Hepimizin kendine dair çeşitli mottoları, sloganları, düşünceleri vardır. Kendini ifade edemeyenler de buna dahil. Beni bana sorsanız, size olumlu ve olumsuz birçok yönümü sayarım elbette ama bu yazıda onu yapmayacağım. Daha ziyade, aykırı görülen ama benzer düşüncelere sahip olanlara cesaret verecek birkaç düşüncemden veya davranışımdan bahsedeceğim. Anlayacağınız, canlıların pek tercih etmediği biçimde, yine kendimi ameliyat masasına yatırıyorum; tıpkı bir kadavra gibi.

Seni Biraz Seviyorum

Mesela siz hiç sevgilinize veya eşinize “seni biraz seviyorum” dediniz mi?

Ben dedim ve çok üzüldü. En azından ben, üzüldüğünü düşünüyorum. Elbette amacım, kimseyi üzmek değildir. Müsaadenizle anlatayım:

Neden böyle bir şey yaptım?

Prensip 1: Şeffaf olmak

Önceki yazılarımı okuyanlar az çok biliyor; şeffaf olmayı önemsiyorum. Üstelik şeffaflığı, özgürlükle bağdaştırdığım için, vazgeçebileceğim bir davranış olduğunu hiç sanmıyorum.

Yalnızca davranışlarını değil; duygularını gizlemek zorunda kalan biri, bana göre tutsaktır.

Biliyorum: Doğru her zaman doğrudur fakat her doğruyu her yerde söylemek doğru değildir. Evet, buna katılıyorum. İnanın ben de her doğruyu her yerde söyleme taraftarı değilim. Özellikle de sorulmadığı sürece, sonsuza dek içimde tutabilirim.

FAKAT!

“Beni ne kadar seviyorsun” diye sorulursa, samimi cevap vermek isterim. Biliyorum ki sevgi bu kadarıyla sınırlı değil. Kim olduğu veya zamanı önemsiz, daha fazla sevebildiğimi deneyimlemiş biriyim.

Azlık, çokluk göreceli kavramlar değil mi? Benim biraz-ım, bir başkasının çok-uyla eşit olabilir. Senin için biraz neden yetersiz olsun ki?

Ya da bu neden benim kabahatim olsun değil mi?

Ya da sorarım size: Cevabına hazır olmadığınız bir soruyu sormak, tek cevaba mahkum etmek, duygu faşizanlığı değil midir? Şahsen ben kimseyi yalan söylemek zorunda bırakmak istemem.

Böyle düşündüğümdendir, duygularım konusunda hem kendime hem de karşımdakine samimi olmak isterim. Çünkü samimiyet, benim bir başka prensibimdir.

Prensip 2: Samimiyet

Bastırılmışlık konulu yazımda şöyle bir paragraf paylaşmıştım:

Alkollüyken söylediklerim gerçektir. Alkolün verdiği yetkiye dayanarak saçmalama hakkımı kullanmam fakat manipülatif olmak istersem de “alkollüydüm” diyebilirim. Çünkü gerçekle yüzleşmeye hazır olmayan insanlara karşı duygusal faşizan olmaya hiç niyetim yoktur. Gerçeği duymak istemeyen, gerçekler karşısında duygusal tepkilerini kontrol edemeyen kişiler, yalanları duymaktan da gocunmasınlar lütfen! Bu, bana yapılan bir faşistlik olduğundan, güçsüz hissettiğim durumlarda yalan söylemek zorunda kalırım. Yine en samimi itiraflarımdan biridir bu!
Devamını okumak isterseniz: 3 Bira 1 Yanlışı Götürür: Bastılımışlık

Aynı şeyleri tekrar etmek istemiyorum. Dostluğa, samimiyete hepimiz önem veriyoruz ama suçluluk duygusundan kaçmak istediğimiz anlarda, değerimizi yitirme kaygısıyla veya daha sert olmam gerekirse, çıkarlarımıza uymadığı durumlarda samimiyetimizden taviz vererek, hasretini çektiğimiz bu duyguyu kendi ellerimizle gömmüyor muyuz? Bu, A partisine oy verip ekonominin kötüye gidişine küfür etmek gibidir. Vermeseydin oyunu! Öyle değil mi? Hadi birinci seçimde verdin, her insan gibi hata yapma hakkını kullandın, peki ya ikinci seçimde neden tekrar A partisine oy verirsin? Ben söyleyeyim mi? Çünkü, A partisinin başka bir yönüne değer vermişsindir. Atıyorum: A partisinin dini yönüne değer vermişsindir; cahil yönünü hesaba katarak. Tamamen atıyorum. Çok pis atıyorum…

Velhasıl, saplandığın o yönle mutlu olmasını bilmeli veya oyunu değiştirme hakkını kullanmalı değil mi? İnsan, isyanında bile samimi olmalıdır bence!

Bu yüzden ben, dostların (sevgili, eş, hayat arkadaşı) birbirlerine karşı daima samimi olması gerektiğini düşünüyorum. Yoksa amacım elbette kalp kırmak değil.

Bugün Seni Seviyorum

Siz hiç sevgilinize veya eşinize “Bugün seni seviyorum. Yarını bilemem” dediniz mi?

Ben dedim. Bu defa pek üzülmedi. Neyse ki bu mottoyu mantıklı buldu. Çünkü biz bunu daha önce de deneyimlemiştik. Müsaadenizle anlatayım:

Neden böyle bir şey yaptım?

Prensip 3: Realist (gerçekçi) olmak

Huyum kurusun, hiçbir zaman romantik bir insan olamadım. Söz gelimi “huyum kurusun” dediğime bakmayın; bu yönümden hiç de rahatsız değilim. Ben, olmasını arzu ettiğime değil; olana inanmayı tercih ediyorum. Romantiklerin tercihlerine de saygı duyuyorum.

Yine de “seni ömrümün sonuna kadar seveceğim” diyen insanları hiç gerçekçi bulmuyorum. Dahası, samimi de bulmuyorum.

Biz bunu deneyimledik, demiştim. Bunun adı, ayrılık. Yahu siz hiç ayrılık yaşamadınız mı? Ayrıldığınız kişiye daha önceden “seni asla bırakmam, seni hep seveceğim…” gibi beylik laflar etmemiş miydiniz? Peşin vaatleri yerine getirmenin her zaman mümkün olmadığını deneyimlemediniz mi? Eğer deneyimlediyseniz halen daha birine “seni ömrümün sonuna kadar seveceğim” demeniz, sizce de samimi mi?

Hayır çünkü iki kişi veya daha fazlası arasında olanlar, tek kişinin kontrolünde değildir.

Aldatıldığınızda, şiddete uğradığınızda, bazı hareketleri size batmaya başladığında veya hiç sebepsiz yere hislerinizi kaybetmeye başladığınızda halen daha sevebileceğinizi nereden biliyorsunuz? İnsanın sevmekten vazgeçme hakkı da olmalı bence. Bu hakkın varlığı, mutlaka kullanılacağı anlamına gelmez ki. Neden olumsuz senaryoları akla getirmemek için toz pembe yalanlar söyleyelim? Ben buna anlam veremiyorum.

Esasen bu romantizm dediğimiz şey bana da çok cazip gelmiyor değil. Hayat ne güzel, insanlar daha da güzel, aşklar bambaşka, dostluklar katıksız… Böyle bir dünyayı kim istemez ki? Ben de isterim ama amiyane tabirle: Yok öyle bir dünya! Keşke olsa.

O yüzden ben, sevdiğimi bugün severim. Yarın da sevebilirim ama ona yarın cevap vermekte fayda var. Bu yönümle “güven vermeyen insan” profili çiziyor olsam da şahsen tam tersini düşünüyorum. Ben de ömürlük söz verenleri pek güvenilir bulmuyorum. Samimi bulmuyorum. Güvenilir ve samimi bulmayı başarırsam da gerçekçi bulmuyorum.

Ve bu ömürlük söz alış verişlerini, gizli sahiplenme antlaşmasının gizli kuralları gibi görüyorum. Bu da bir başka sloganımla çakışıyor: Özgürlük.

Prensip 4: Özgürlük

Efendim, bu özgürlük anlayışımızı yabana atmayalım. Tarihin en kanlı savaşları bu uğurda verilmedi mi? Şimdi bizler, savaşarak sınırlarını çizdiğimiz bu ülkenin vatandaşı olmaya mecbur olduğumuz için mi buradayız yoksa burada olmak istediğimiz için mi? Bence değerli olan, özgür irademizle burada olmak istemektir. Öteki türlü, kendi özgürlüğümüzü yok etmek için savaşmış olmaz mıyız?

İlişkiler, karşılıklı tercih meselesidir. Ömürlük söz alıp vermeler ise, gizli sahiplenme sözleşmesinin gizli bir kuralıdır.

Der ki seven:

  • Söz ver, ömür boyu bana ait olacaksın.
  • Söz ver, bu kafesten hiç çıkmayacaksın.
  • Söz ver, kafeste olmak senin için bir tercih değil, namus meselesi olacak, söz olacak!

Nedense kimse şunu demez: Özgür iradenle, hiçbir baskı altında kalmadan bana ait olmak istediğin kadar ait olabilirsin.

Haliyle sorguluyorum: Hangisi daha değerli? Ait olmayı tercih etmek mi yoksa ait olmak zorunda hissetmek mi?

Siz hangisini daha değerli buluyorsanız…

Aşağılık Herifin Teki miyim?

Tahmin ediyorum: Buraya kadar yazdıklarım, bazı okurları sinirlendirmiş olmalı. Bazıları benden tiksinmiş, bazıları ise “bunun gibi biriyle yaşanmaz” demiş olmalı. Olsun…

Nitekim siz neyseniz, ben size saygı duyuyorum. Ben de buyum işte: Şeffaf, samimi, gerçekçi, aşağılık herifin teki!

Anlatmaya Üşendiklerimi Yazıyorum
MiskinAdam

 


Yeni yazılarımı Instagram'da duyuruyorum. Takip et, iletişimde kalalım ✔️

2 Yorum “Seni Biraz Seviyorum; Çok Değil

  1. emir rehber Reply

    Oldukça hoş bir yazıydı. Memnun kaldım.
    Sanırım ben ne “Seni biraz seviyorum” ne de “Bugün seni seviyorum” demişimdir ona. Ama sadece “Seviyorum” demek içimden geliyor hep. Birlikte boyama kitabı boyamayı, resim yapmayı, aynı müziği dinlemeyi, bitki toplamayı; birlikte düşmeyi ve kalkmayı seviyorum.
    Sadece seviyorum. Bu takıntı haline gelmiş, zorlama bir duygu durumu değil; hiç öyle hissetmiyorum ki. Dün de seviyordum, bugün daha çok seviyorum, ve sanırım yarın da seveceğim. Belki bir gün yollarımız ayrılır; ama bunu problem edecek insanlar hiçbir zaman olmadık.
    Evet, burada sadece kendi hayatımdan bir parça hakkında konuştum. Normal şartlar altında bunları insanlara anlatmıyorum. Onunla yaşadığım her şeyi böyle minnacık olan teneke dikiş kutularında saklıyorum; sadece ben bakıyorum. Bazen böyle yazmak isteği oluştuğu zamansa kenarda köşede nereyi bulursam oraya yazıyorum. Tahminimce de birkaç kişi okuyor. Ben ise her seferinde daha da memnun oluyorum. Sevgiler

    1. miskinadam Post author Reply

      İçten yorumun için teşekkür ederim.

      “Belki bir gün yollarımız ayrılır; ama bunu problem edecek insanlar hiçbir zaman olmadık.”

      Bundan etkilendim. Ne güzel 👏

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yeni yorumları e-posta aracılığıyla bana bildir. Ayrıca yorum yapmadan da abone olabilirsiniz.

Bu yazı ilgini çekti mi?

Yeni yazılarımı Instagram‘da duyuruyorum. Takip et, iletişimde kalalım ✔️